arama

Bilime Adanmış Hayatlar: Marie Curie

"Bilime Adanmış Hayatlar" adlı serimizde, iki Nobel Ödülü alan ilk ve tek kadın olma unvanına sahip değerli bilim insanı Marie Curie'yi yakından tanıyarak bilinmeyenleri öğrenelim.
Bilime Adanmış Hayatlar: Marie Curie » Tek Yol Bilim
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Aysuda Ceylan Aysuda Ceylan

⌛ Tahmini okuma süresi: 9 dakika

Yayınlanma Tarihi: 6 Ekim 2019 10:00

📝 Yazar ve Editör: Aysuda Ceylan

Nobel ödülünü alan ilk kadın olarak bildiğimiz Marie (Maria Salomea) Skłodowska-Curie, 7 Kasım 1867’de Polonya’nın başkenti Varşova’da dünyaya gözlerini açtı. Annesi bir kız yurdunun müdürüyken, babası matematik ve fizik öğretmeniydi. Henüz 10 yaşındayken annesini kaybettikten sonra, yaşadığı zor günlere rağmen liseyi birincilikle bitirdi. Ardından üniversiteye gitmek istemiş olsa da, o zamanlar yaşadığı ülkede kadınların üniversiteye gitmesine izin verilmiyordu.

Marie henüz 16 yaşındayken

Paris’te yaşayan ablasının yanına gittikten hemen sonra, Sorbonne Üniversitesi’ne başvurdu ve başvurusu kabul edildi. Eğitim hayatı boyunca devam eden başarısı ile birlikte; 1893’te yüksek lisans Fizik, 1894 yılında ise matematik bölümünden yüksek onur dereceleriyle mezun olmuştur. Daha sonra Polonyalı bir arkadaşının verdiği davette, École supérieure de physique et de chimie industrielles laboratuvarının sorumlusu olarak görev yapan Pierre Curie ile tanışır. Ortak bilimsel ilgi alanlarının da etkisiyle, tanıştıklarından kısa bir süre sonra 1895 Temmuz ayında Sceaux’ta evlendiler.

Marie-Pierre Curie – 1902
Kaynak: Ann Jeanne in Paris

Marie, evliliğini kendisi gibi başarılı bir bilim insanıyla yaptığı için, bilimsel çalışmalardan uzak kalmamış, aksine daha çok çalışma fırsatı bulmuştur. Bu süreçte İngiltere ve Fransa’da akademik çalışmalarına devam eden Marie Curie; fizik dalında yaptığı araştırmalarla maddelerin manyetik özelliği konusunda rehber olarak görülmüş, ilerleyen çalışmalarında da piezoelektrik etkisini ve ferromanyetizmanın belli bir sıcaklıkta (Curie noktası denilmiştir) paramanyetizmayı tersinlediğini bulmuştur. Henüz 32 yaşında olmasına rağmen, genç yaşında yaptığı bu atılımlar ile başarılı bilim insanları arasında görülmeye başlanmıştır.

Marie Curie ve kızı Irene Curie – 1911

Kızı Irene Curie’yi 1897’de dünyaya getirdi. Doğum yapmasının ardından kendi ablasından ve eşinin ailesinden gördüğü destekle akademik çalışmalarına kaldığı yerden devam edebilmiştir. Doktorasında Henri Becquerel’in temellerini atmış olduğu radyoaktivite kavramına yönelmiştir. Yöneldiği zamanlarda sadece uranyum elementinin radyoaktif özellik gösterdiği sanılıyordu fakat o hep başka elementin de radyoaktiviteye sahip olabileceğini düşünmüştü. Bu fikrini eşi Pierre de destekledi ve bu alanda araştırmalarını yoğunlaştırdılar.

Nobel’e Doğru

Marie, radyoaktivite alanında yoğunlaştırdığı araştırmalar sonucunda toryum elementinin de radyoaktif özellik gösterdiğini buldu. Fakat aynı dönemde Alman fizikçi Erhard Schmidt de toryum elementinin radyoaktivitesi olduğunu keşfetmiş ve bunu ondan önce yayınladığı için mucidi o sayılmıştır. Araştırmalarına devam ederken, uranyum süzme çalışmalarında bir miktar bizmut ve baryum elde eden çift; daha sonra uranyumdan 300 kat daha fazla aktif olan, ismi için Marie Curie’nin anavatanı Polonya’dan esinlendikleri polonyum elementini bulmuşlardır.

Cevherdeki tüm radyoaktif maddeyi izole ettikten sonra arta kalan maddenin de element olup olmayacağı kafalarında soru işareti olduğu için bu konu üzerinde çalışmaya başladılar. Fakat çalışmanın devam edebilmesi için radyum adını verdikleri bu maddeye daha çok ihtiyaçları vardı. Çift, bu yüzden Bohemya’daki uraninit cevherinin çıkarıldığı Joachimstal madenine gidip, yaklaşık 4 ton kadar radyoaktif atığın evlerinin bahçesine getirilmesini sağladılar (üniversite onlara laboratuvar temin etmediği için, deneylerini bahçelerindeki kulübede yapıyorlardı).

Pierre ve Marie Curie
Kaynak:
In

Yoğun uğraşlar sonucu, tonlarca atıktan sadece 100 mg radyum saflaştırabilmiş olsalar da, radyumun yeni bir radyoaktif element olduğu ve atom ağırlığının 226,05 g/mol olduğu sonucuna ulaşmayı başardılar. Marie Curie, doktorasını başarıyla tamamlayarak fizik alanında doktora yapan ilk kadın oldu. 1903 yılında hocası Henri Becquerel ve eşi Pierre Curie ile birlikte Nobel Fizik ödülüne layık görülmüş, böylece Nobel ödülünü alan ilk kadın olarak tarihe geçmiştir. (İlk Nobel’ini aldığı törende kadın olduğu için konuşmasına izin verilmemiş, konuşmayı eşi yapmıştır.)

“İnsan kesinlikle hiçbir şey hissetmiyor, ama on beş gün sonra üst deride iyileşmesi çok zor bir kırmızılık beliriyor ve dokununca acıyor.” – Pierre Curie

Marie Curie, “ürkek bir perinin ışığı” gibi diyerek betimlediği radyoaktif izotopları laboratuvar önlüğünün cebinde taşıyordu. Radyoaktif elementler açıktaydı ve korunmak için önlemleri yoktu. Pierre Curie, olası tıbbi sorunları anlayabilmek için kendi kolunu on saat boyunca radyoaktiviteye (radyuma) maruz bırakır ve şöyle der; “İnsan kesinlikle hiçbir şey hissetmiyor ama on beş gün sonra üst deride iyileşmesi çok zor bir kırmızılık beliriyor ve dokununca acıyor”. Pierre, laboratuvardaki deney hayvanlarının ölümleri sebebiyle defalarca uyarılmış olsalar da, yaraları için her seferinde karısının ve kendisinin çok mutlu olduğunu dile getiriyordu.

Durumun ciddiyetinden haberdar olmasalar da, radyasyonla birebir çalıştıkları için çiftin sağlıkları giderek kötüye gitmeye başlamıştı. Birkaç deneme sonrası iki kez düşük yapan Marie, 1904’te ikinci kızı Ève Curie’yi dünyaya getirdi. 2 yıl sonra eşi Pierre Curie, at arabasının altında kalarak hayata gözlerini yumdu.

Marie Curie ve kızları

Marie Curie, eşinin ölümünden sonra derin üzüntüsüne rağmen çalışmalarına hız kesmeden devam edebildi. Eşinin öğretim görevini sürdürürken, 1908 yılında görev yaptığı Sorbonne Üniversitesi’nde profesör oldu ve profesör unvanını alan ilk kadın olarak tüm Avrupa’da kendisinden söz ettirdi. Radyoaktivitenin insan sağlığına verdiği zarar artık kabul edilmeye başlamıştı ve bu farkındalığın sonucunda radyoaktif madde kaynaklı hastalıkların tedavisi için bir laboratuvar kuruldu. Akademik hayatının yanında, sadece erkeklerin değil kadınların da yüksek başarıya erişebileceği düşüncesiyle kadınlara fırsat yaratacak olan Curie Vakfı‘nın kuruluş süreciyle de ilgilenmiştir.

İkinci Nobel Ödülü

1911 yılında, bilim dünyasına polonyum ve radyum elementlerinin keşfi sürecindeki katkıları sayesinde Nobel Kimya Ödülü‘ne layık görüldü.

Tarih boyunca olduğu gibi halen iki ayrı dalda Nobel Ödülü almış olan ilk ve tek kadındır.

Marie Curie’nin not defterleri günümüzde halen radyoaktif saçılım yapmaya devam ettiği için (1500 yıl boyunca devam edecek) kurşun kaplı bölmelerde saklanıyor ve yine kurşun kaplı giysilerle incelenebiliyor.

Radyoaktivite alanında Becquerel’in attığı temeli fazlasıyla geliştiren Marie Curie, radyoaktivitenin ayrı bir alanda incelenmesini sağlayacak kadar büyük ilerlemeler kaydetmiştir. Dokulara zarar verdiği gözlemlenen radyasyonun, kanser hastalarında da kullanabileceği öngörülünce Marie, tümörlerin yok edilmeye çalışıldığı radyoterapi tedavilerinde de deneysel çalışmalarını özveriyle devam ettirmiştir. 1911 yılında Paris’te Radyum Enstitüsü kuruldu ve Marie, bu enstitünün ilk müdürü olarak göreve getirildi. 1. Dünya Savaşı sırasında cephelerde yaşanan sağlık sorunlarına odaklanan Marie Curie, portable röntgen cihazı geliştirdi ve iki yüz kadar cihazın üretimiyle bizzat ilgilendi.

“Petites Curies” ismi verilen mobil röntgen cihazları

1915 yılında savaş esnasında enfekte olan dokuların sterilizasyon işlemlerinde kullanılması için (sonradan radon olarak tanımlanan) radyoaktif gaz içeren boş iğneler üretti ve bu iğneler ile 1 milyondan fazla yaralı askerin tedavisi başarıyla sağlanmış oldu.

1927’de yapılan Solvay Konferansı’nda da görüldüğü üzere Marie Curie, 29 bilim insanının arasındaki tek kadın.
(Renklendirilmiş fotoğrafın kaynağı Flickr)

Marie Curie, Avrupa’daki yoğun çalışmaları devam ederken bir süreliğine Amerika’ya gitti ve edindiği finansal destekler ile birçok yerde radyoterapi merkezlerinin açılmasını sağlayarak kanser hastalarının tedavisine yardımcı olma konusunda ilerleme kaydetti. Zaman içinde hastalar iyileşme gösterirken, klinikte çalışan sağlık çalışanlarının hayatlarını kaybettikleri gözlemlendi. Radyasyonun zararlı etkileri artık daha da barizken kendisi de halktan gizli olarak katarakt ameliyatı olur ve birkaç yıl geçmeden kan kanseri olduğu ortaya çıkar. Sağlık durumu gün geçtikçe kötüye giden Marie Curie, bilimsel organizasyonların çoğuna sağlığının el verdiği kadar katılmaya devam eder ve tarihler 4 Temmuz 1934’ü gösterdiğinde hayata gözlerini yumar.

Günümüzde radyoaktivite birimi “Curie” olarak bilinir.

Marie Curie, bilim dünyasında önüne çıkan tüm engellere rağmen günümüzün nükleer tıp gibi önemli alanlarının temellerini atan çok değerli bir bilim insanıdır ve bilim uğruna ölmeyi bile göze almıştır. Ondaki azim ve kararlılık bizim hayat ışığımız olsun…

Bilimle kalın.

Kaynaklar: UK Research and Innovation , Mental Floss , Ann Jeanne in Paris

Yazı kapak görseli: Rosa Mourlam