arama

Binlerce Plastik Parçası Tükettiğimizin Farkında mıyız?

Her geçen gün üretimi artan plastiklerin canlılara ve doğaya olumsuz etkileri bir hayli fazla! "Farkında olmadan" yılda ortalama 39 bin ila 52 bin kadar mikroplastik tüketiyoruz.
Binlerce Plastik Parçası Tükettiğimizin Farkında mıyız?
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Osman Eren Osman Eren

⌛ Tahmini okuma süresi: 11 dakika

Yayınlanma Tarihi: 23 Haziran 2019 12:00

📝 Yazar: Osman Eren ✅ Editör: Aysuda Ceylan

“Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu” der bir atasözümüz. Ben bunu, plastikler icat oldu, sağlık bozuldu şeklinde değiştirsem sanırım çok yanlış bir ifade kullanmış olmam. Plastiğin icadı 1900’lü yılların başına kadar ulaşır ve tarihten bu yana insanoğlu sayısız materyal de plastiği kullanmıştır. Environmental Science & Technology dergisinde yayınlanan bir çalışmada, ortalama bir insanın her yıl 50.000’den fazla mikroplastik yediği ve bir o kadar da soluduğu ortaya konuldu. Ülkemizde yapılmış bir çalışma henüz yok; ama bu konuda bizim de onlardan çok geride kalmadığımızı belirtelim.

Plastikler, sentetik organik polimerler olup petrol türevi ürünlerden, monomerlerin polimerizasyonu tekniği ile elde edilirler. Diğer bir ifade ile küçük yapıların birleşip karmaşık ve büyük yapılar meydana getirmesi işlemiyle plastikler oluşur. 1940’lardan itibaren dünya çapında plastik üretimi çok hızlı bir şekilde artmaya başladı.

2016 yılı itibarıyla dünyada üretilen plastik miktarının 335 milyon ton olduğu tahmin edilmektedir.

Çin, plastik üretimi konusunda dünya çapında birinci gelmektedir. Bu üretilen 335 milyon tonluk üretim içinde de ortalama olarak yıllık 240 milyon ton plastiğin kullanıldığı düşünülmektedir. 2050 yılına kadar -eğer üretim bu şekilde devam ederse12 milyar metrik ton plastik atığının olacağı tahmin edilmektedir (2015’te 4,9 milyar metrik ton). Bu kadar yüksek miktarda kullanılan plastik, insan ve çevre sağlığı konularında bilim insanlarını endişelendirmektedir. Plastiklerin dayanıklı olması, onları bozunmaya karşı dirençli kılmaktadır. Bu durum çevrede plastiklerin birikmesine ve doğada uzun süre kaybolmamasına neden olmaktadır. Plastiklerin dünya çapındaki kirliliğin %10’una neden oldukları belirtilmektedir ve dünya çapında üretilen plastiklerin %10’unun da okyanuslara akarak deniz kirliliğine neden olduğu yapılan çalışmalarla ortaya konulmuştur.

Araştırmacılara göre, okyanuslarda plastik kirliliğinin öncülüğünü mikroplastikler yapmaktadır. Denizlerdeki mikroplastikler, estetik bir görünüşün çok ötesinde büyük problemlere de neden olmaktadır. Turizm sektörüne ekonomik etkilerinin yanı sıra; balıkçılık, su kültürü-ekolojisi, enerji üretimi ve taşımacılık gibi birçok alana da olumsuz etkisi mevcuttur. Bunlardan en önemlisi de şüphesiz mikroplastiklerin deniz ürünlerinde birikimi ve deniz ekosistemine zarar vermesidir. Bunun doğal bir sonucu olarak mikroplastiklerin deniz kuşlarında, sürüngenlerde, diğer kara hayvanlarında ve insanlarda birikmesi nedeniyle kronik sorunlar oluşabilmektedir. Ayrıca deniz tabanının sertleşmesi ve yapay yeni tabanların oluşması, yaşamsal gazların (oksijen, karbondioksit gibi) değişimlerinin engellenmesi gibi problemlere de yol açmaktadır. Okyanuslardaki mikroplastiklerin varlığı 1970’lerden beri bilinmektedir.

Mikroplastikler sadece büyük plastiklerin parçalanmasıyla oluşmamakta ve bu ürünler kozmetik sanayisinden (yüz ve el temizleme jelleri vb.), temizlik endüstrisine (diş macunu, deterjanlar vb.) kadar birçok farklı alanda etkinliği arttırmak için özellikle kullanılmaktadır. Biyobirikim yoluyla mikroplastiklerin bir üst besin piramidine geçmesi onu, besin ağı içerisinde muhtemel toksik (zarar verici, zehirleyici) ürünler grubuna yerleştirmektedir.

Mikroplastiklerin çok küçük boyutta olması, sulardaki organik kirleticilere yapışarak çok rahat bir şekilde besin ağına girmesine neden olur.

Mikroplastiklerin 10 mm’den küçük olduğu, 2-6 mm arası olduğu, 5 mm olduğu veya 1 mm olduğunu belirten farklı söylemler mevcuttur. Bunlar hakkında bilim insanlarınca net ortaya konulmuş bir tanımın olmaması, mevcut soruna bilimsel kıstaslar ölçüsünde çözüm getirmesini de zorlaştırmaktadır. Kuzey Carolina Devlet Üniversitesinden Antonhy Andray, mikropastikleri, bilimsel bir terminolojiye oturtabilmek için bu maddelere “Mezoplastik” adının verilmesini ve insan gözünün göremeyeceği kadar küçük, sadece mikroskopla görülebilen plastiklerin bu sınıfı oluşturması gerektiğini önermiştir.

Birincil Mikroplastikler:

Birincil mikroplastikler; el ve yüz temizleme jelleri ile diğer kozmetik ürünlerinden diş macunlarına, tıp alanında kullanılan ilaçlara kadar geniş bir alanda, üretimde etkin rolü olan ve genelde boyutları 2-5 mm arası olan küçük plastik kürecikler olarak tanımlanır. Bu mikroplastikler, kozmetik endüstrisinde geleneksel olarak önceki zamanlarda kullanılan öğütülmüş badem ve yulaf ezmesi gibi ürünlerin yerini almıştır.

Yüzünüze badem ezmesi mi sürmeyi tercih edersiniz, yoksa petrol türevleri mi?

1980’lerden bu yana mikroplastiklerin kozmetik sanayisinde kullanımı gittikçe artış göstermiştir. Sadece kozmetik ve temizlik endüstrisinde değil, sanayi alanında faaliyet gösteren hava püskürtme teknolojilerinde de kullanılır (pas ve boya giderme vb. işlemlerin etkinliğini arttırmak için).

İkincil Mikroplastikler:

İkincil mikroplastikler; büyük plastik ve atıklarının zamanla parçalanmasıyla (gıda saklama kaplarından poşetlere, elbiselerimizde kullanılan plastiklere, ayakkabılarımızdan tek kullanımlık plastik ürünlere, elektronik cihazların parçalarından, kapı ve pencerelere kadar sayısız bilip bilmediğimiz ürünlerde kullanılan plastik ve plastik türevleri) oluşan, gözle görünmeyen ve yeme ya da soluma yoluyla metabolizmaya dâhil olan ürünlerdir. İkincil mikroplastikler, deniz, okyanus ya da karalarda birikir. Bu ürünler; güneş ışığı, radyasyon, UV ışınları gibi etkenlerle de fotodegredasyona (ışık ile parçalanma) uğrayarak parçalanır, bağ yapıları bozulur ve çeşitli yapılarda yeni mikroplastikler oluşabilir.

Mikroplastiklerin daha fazla parçalanmasıyla nanoplastiklerin oluşması endişesi taşıyan bilim insanları, nanoplastiklerin takibinin ve olumsuz etkilerinin açığa çıkartılmasının çok daha zor olduğunu düşünüyorlar.

Balık plastik yer ve biz de bu balığı yeriz.

Son yıllarda, klasik plastik ürünlerin yerini doğada çözünebilen (biyo-bozunur) plastikler almaktadır. Fakat bu ürünler de yine mikroplastik kaynağı olmaktadır. Biyo-bozunur plastikler, sentetik polimerlerin haricinde nişasta, sebze-meyve yağları ve çeşitli organik polimerlerin çeşitli kimyasal işlemlerle kullanılabilir hale getirilmeleridir. 1986-2008 yılları arasında yapılan bir çalışmada, Kuzey Atlantik Okyanusu ve Karayip Denizindeki atıkların %60’ından fazlasının plastik olduğu ortaya çıkmıştır. Bu da km2’ye yaklaşık olarak 328 plastik parçaçığı düşmesi demektir. Mikroplastiklerin hafif olması, onların dibe çökmemesine neden olmaktadır. Bir diğer ifade ile su yüzeyinde kalmalarına neden olabilmektedir. Bu durum, tüketilmesi tavsiye edilen yüzey balıklarının (dip balıklarında ağır metal tehlikesi bulunmaktadır) da mikroplastiklerle dolu olması anlamına gelir.

Mikroplastikler, deniz ekolojisinde mikrobiyal biyofilmlerin oluşmasına neden olabilir. Bunun sonucunda alg popülasyonunun artması ve omurgasız deniz hayvanlarında da mikroplastiklerin birikmesine neden olmaktadır. Mikrobiyal biyofilmler, zararlı mikroorganizmalar ile mücadeleyi daha da zorlaştırır. Nitekim yapılan çalışmalar, biyofilmlerin artışı sonucu, mikrobiyal yükün de arttığı yani daha çok bakteri vb. mikroorganizmaların ürediği görülmüştür. 1940’lardan günümüze kadar plastiklerin üretim miktarı ve su ortamındaki atık hızı gitgide artmaktadır fakat toplamda yine plastik miktarı artış göstermektedir.

1960’larda, dünyada yıllık plastik üretimi 25 milyondan daha az iken bile kuşların bağırsaklarında plastik tespit edilmiştir. 1982 yılında Hollandalı bir grubun yaptığı bir çalışma sonucu deniz kuşlarının %94’ünde plastik bulunurken, birey başına ortalama bu miktar 34 adet plastik parçacığı idi. Yine Kuzey Pasifikte yapılan eski bir çalışmada balıkların %35’inde mikroplastik tespit edilmiştir. Mikroplastiklerin çok küçük olması, denizlerdeki yaşamın ana kaynağı olan planktonların da bünyelerine dâhil olmasına neden olmuştur.

Mikroplastiklerin bir tehlike oluşturup oluşturmayacağı halen bir tartışma konusu olsa da; uzmanlar, bu yapının da aynı makro plastiklerde olduğu kadar zararlı etkisinin olabileceğini düşünüyor. Özellikle küçük canlılarda, plastikler beslenme yapılarını tıkayabilir. Ayrıca bağırsaklarda gıda emilimini azaltarak zararlı ve yalancı bir doygunluk hissine neden olabilir. Floresan Mikroskobu ile insan başta olmak üzere bazı canlılarda bu yapıların gıda alınımı ile beraber atılmadığı ve vücutta absorbe (emildiği) olduğu gösterilmiştir.

Plastiklerin yapısında en çok kullanılan Fitalat ve  Bisfenol-A (BPA) gibi yapıların endokrin yani hormon yapılarını bozan kimyasallar olduğu bilinmektedir. Nitekim bu maddelerin kullanımı gün geçtikçe azalmakta hatta yasaklanmaktadır (kimyasal içeren oyuncak ve şişe gibi ürünler). Fakat BPA yerine kullanılmaya başlanan BPS’nin de BPA gibi olduğu yönünde hayli güçlü iddialar mevcuttur. Özellikle fitalatlar, cinsiyet hormonları üzerindeki etkileri nedeniyle günümüzün en büyük sorunlarından biri olmaya başlayan infertilite (kısırlık) için önemli bir şüphelidir! Bunun dışında fitalatların deniz ekolojisindeki hayvanlar için genotoksik etkilerinin de olduğunu belirtelim. İnsanlarda BPA’nın kalp sorunları ve diyabet dâhil kronik hastalıklarda rol alabileceğini de ilave edelim.

Yapılan bir başka araştırmada cinsiyet ve yaşa bağlı olarak bir insanın yıllık ortalama 39 bin ila 52 bin adet mikroplastik yediği ve 74 bin ila 121 bin adet soluduğu belirlenmiştir (Farklı kaynaklarda bu sayının 100 binlere ulaştığı söylenmekte).  Her ne kadar mikroplastiklerin yenilmesi ve solunması ile ilgili insanlar üzerinde sağlık yönünden doğrudan bir çalışma olmayıp etkileri belirsiz olsa da, genel olarak plastiklerin insan vücudu üzerindeki olumsuz etkileri bilinmektir. Doğal olarak bu mikroplastikler de vücutta birikip olumsuz etkilere yol açabilir.   Araştırmacılar ve konunun uzmanları, çok fazla miktarda ve habersizce tüketilen bu mikroplastiklerin alarm verici düzeyde olduklarını ifade etmektedirler. Bu tüketme konusunda en büyük pay şüphesiz hazır su şişelerinden gelmektedir. Musluk suyu ile karşılaştırıldığında, şişe sularında daha fazla mikroplastik tüketiyoruz. Hazır su şişelerinden ortalama olarak yıllık 9000 mikroplastik “yerken” bu sayının musluk suyunda 4000 olduğu düşünülüyor.

Sadece su ve deniz ürünlerinden elbette bu mikroplastikleri almıyoruz; tuz, şeker, içecekler, bal gibi çok farklı üründen de plastikleri vücudumuza alıyoruz. Çocuklarda ortalama yenilen plastiklerin sayısı günlük 110 iken yetişkinlerde bu sayı 135’in üzerinde olabiliyor. Yine solunum yoluyla çocuklarda günlük 105-110 arası parçacık solunurken, yetişkinlerde bu sayı 150’yi geçmektedir.

Plastikler adeta etrafımızı sarmış durumdalar! Bu yazı konunun çok çok küçük bir kısmını sadece göstermektedir. Esasında sorun çok daha geniş ve bilimsel makalelerle ele alınması gerekiyor. Sağlık üzerine etkileri, çevresel etkileri, hayvan ve bitki gelişmesine etkileriyle uçsuz bucaksız bir konu.

Unutmayalım; biz doğaya ne kadar zarar verirsek, doğa da bizden bunun intikamını fazlasıyla alır.

Bilimle kalın.

Kaynaklar