arama

Dilimin Ucunda Fenomeni: Bildiğini Söyleyememek

Hiç dilinizin ucuna gelen şeyi söyleyemediğiniz olmuş muydu? Bunun bilimsel bir karşılığı var. Gelin birlikte inceleyelim!
Dilimin Ucunda Fenomeni: Bildiğini Söyleyememek » Tek Yol Bilim
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Belemir Uzun Belemir Uzun

⌛ Reading time: 6 minutes

Yayınlanma Tarihi: 13 Nisan 2020 14:17

📝 Yazar: Belemir Uzun ✅ Editör: Aysuda Ceylan

Bazen bir şeyi bildiğinizden eminsinizdir. Hatta sözcüğün baş harfini bile söyleyebilirsiniz ama tamamı bir türlü ağzınızdan çıkmaz. “Dilimin ucunda ama…” demek ile yetinirsiniz. Tüm dünya insanı için geçerli olan bu durum, Dilimin Ucunda Fenomeni (Tip of the Tongue Phenomenon) olarak adlandırılır. Rus Yazar Anton Chekhov, 1885’te bir hikayesinde dil ucu durumundan bahsetmiştir ve büyük bir ilgi görmüştür. Bilimsel literatürde ise ilk kez 1890 yılında William James tarafından psikolojik bir fenomen olarak açıklanmıştır.

Dil ucu durumları gündelik hayatımızda birden ve doğal olarak ortaya çıkar. Bu yüzden, bu konunun laboratuvarda çalışılması zordur. Ancak Roger Brown ve David McNeill 1966’da bu alandaki ilk deneysel çalışmayı gerçekleştirdiler. Çalışmalarında, katılımcılara nadir kullanılan kelimelerin tanımlarını okudular ve katılımcılardan tanımlanan kelimeyi söylemelerini istediler.

Güçlü bilme hissine karşılık hafızamızdan hedef kelimeyi getirememe durumu, sadece dil ucu durumu olarak ortaya çıkmaz. İşaret dilini kullanan insanlar, parmak ucu durumu (tip of the fingers) adlı dil üretim hatalarını deneyimler. Çince gibi logografik yazı sistemleri konuşmacıları ise bir karakterin görsel dil üretim temsilini geçici olarak unutabilir ve ortaya kalem ucu durumu (tip of the pen) çıkar.

Konuşma Üretimi

Kaynak: Behavioral and Brain Sciences (1999) 22:1

Düşüncelerimizin konuşmaya aktarılma süreci, konuşma üretimi olarak adlandırılır. Konuşma üretimiyle ilgili ortaya konan modellerden en çok kabul göreni Levelt (1989)’in  Algısal Döngü Kuramı’dır. Hedef bir kelimenin dile getirilmesinde, oluşan seslerin eklemlenmesine başlamadan önce kavramsal hazırlık, sözcük seçimi, biçimsel ve sesbilimsel kodlama ve fonetik kodlama aşamalarından geçilir. Paralel olarak konuşmacının normal konuşma anlama işlevini içeren bir gözetim mekanizması vardır.

Anlamlı bir kelimenin kasıtlı üretimi her zaman sözcüksel kavramının etkinleştirilmesini içerir ve ilk aşama olan sözcüksel kavramın aktivasyonuna kavramsal hazırlık denir. İkinci aşama, zihinsel sözlükten ifade edilecek kavramı getirmek olan sözcüksel seçimdir. Üçüncü aşama, kelimenin fonolojik yani sesbilimsel şeklini zihinsel sözlükten almaktır. Daha sonraki adım ise fonetik kodlamadır ve kelimenin eklemlenmesine ilişkin hesaplanmasını içerir. Son aşama ise ses üretim yollarının sesleri eklemlemesidir. Ek olarak konuşmacı, kendi gözetim mekanizmasına sahiptir. Yani konuşmacı, konuşma çıktısındaki hatalarını saptar ve düzeltmeye çalışır.

Dil sürçmesi de tıpkı dil ucu durumu gibi kelimenin hafızadan getirilmesindeki sorundan kaynaklanır. İkisi arasındaki farkın, kelime üretim sırasındaki gözetim seviyesinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Gözetim seviyesi düşük ise yanlış kelime söylenir ve dil sürçmesi meydana gelir. Farkındalık yüksek olduğu zaman yanlış bilgi tutulur ve dil ucu durumu oluşur.

Dilimin ucunda fenomenini açıklayan bazı hipotezler vardır:

1- Benzer sese sahip olan yanlış kelimenin zihne gelmesi, doğru kelimenin erişimini engellemektedir ve dil ucu durumu oluşmaktadır. (Jones, 1898)

2- Hedef kelimenin fonolojik temsilinin aktivasyonu benzer anlamdaki ya da sesteki kelimenin aktivasyonundan zayıftır. Hafızadaki hedef kelime hatırlanacak kadar aktive olamaz ancak zihindeki varlığı hissedilir ve dil ucu durumu oluşur. (Brown & McNeill, 1966)

3- Konuşma üretimiyle ilgili, semantik ve fonolojik bilgilerin hafızada saklandığını ve ayrı olarak erişildiğini gösteren çok bileşenli bir bellek temsil teorisi vardır. Hedef kelime için semantik aktivasyon gerçekleşir ancak bu etkinleştirme fonolojik seviyeye geçemez ve dil ucu durumu oluşur. (Burke, Mackey, Worthley & Wade, 1891)

4- Kişi, bir hedef kelime için bir ipucu ile karşılaştığında kelimeyi tanıma seviyesi değerlendirilir ve güçlü bir tanıma seviyesi dil ucu durumunu ortaya çıkarır. Tekrarlayan ipuçlarının, tek bir ipucu verildiğinden daha fazla dil ucu durumu oluşturma eğiliminde olduğu bulunmuştur. (Metcalfe, Schwartz & Joaquim, 1993)

5- Hedef kelimeyi ararken bellekten alınan bilgiler hedef kelimeyle beraber ne kadar çok algılanırsa dil ucu durumu ortaya çıkma olasılığı o kadar artar. (Koriat, 1993)

Dilimin Ucunda Fenomeni ve Yaşlanma

Dil ucu durumu her yaşta görülebilmesine rağmen yaşlandıkça görülme oranı artar. Bu artışın nedenini anlamak normal yaşlanma ile Alzheimer hastalığı gibi patolojik yaşlanma sürecini ayırt etmede önemli olabilir. Bilim insanları yaşlanmayla beraber artan dil ucu durumlarını açıklamaya çalışmaktadır. Örneğin, yaşlı bireylerde fonolojik üretimde önemli bir beyin bölgesi olan sol insulanın aktivitesinin azaldığı ve bu nedenle hedef kelimenin fonolojik olarak kodlanmasının aksadığı görülmüştür. Sol insulanın artan yaşa bağlı olarak küçülmesi, dil ucu durumunun artmasıyla ilişkilendirilmiştir.

Dilimin Ucunda Fenomeni ve İki Dillilik

Yapılan bir çalışmada iki dilli kişiler, özel ad olmayan hedef kelimeler için tek dilli olanlardan daha fazla dil ucu durumu bildirmiştir. Özel ad üretiminin ise bundan etkilenmediği gözlemlenmiştir. Ayrıca, Katalanca ve İspanyolca gibi çok benzer dilleri konuşan iki dilliler, İngilizce ve Çince gibi çok farklı dilleri konuşan iki dilli kişilerden daha az dil ucu durumu deneyimledikleri görülmüştür.

Dil Ucu Durumu Sinesteziyi Engellemiyor

Sinestezi, duyulardan birini uyaran bilginin başka bir duyuyu daha uyarmasıdır. Sinestezinin birçok farklı türü vardır. Örneğin en sık rastlanan türlerinden biri, kişinin yazılan harf ve rakamları farklı renkte görmesidir. Çok az sayıda sinestetik ise kelimeleri “tadabilir”. 2006’da Nature dergisinde yayımlanan bir çalışma, bu sinesteziye sahip bireylerin, bir sözcüğü hiç konuşmadan önce tadabileceğini ve kelimenin sesinin veya hecelemesinin değil, anlamının bu tat hissini tetiklediğini buldu. Resimler ise genellikle ilişkili kelimeyi geri çağırmadan bir tat hissi ortaya çıkarmaz. Çalışma ayrıca, kelimenin fonolojik bilgisinin yokluğunda, dil ucu durumlarında, sinestetik duyunun uyarılabildiğini ileri sürdü.

Tek yolunuz bilim olsun.

Kaynaklar

  • 1- Brain mechanisms of the Tip-of-the-Tongue state: An electroencephalography-based source localization study  (DOI: 10.11621/pir.2017.0315)
  • 2- The tip-of-the-tongue phenomenon: Who, what, and why  (DOI: 10.1075/z.200)
  • 3- A theory of lexical access in speech production (Behavioral and Brain Sciences (1999) 22:1)
  • 4- A review of the tip-of-the-tongue experience (DOI: 10.1037/0033-2909.109.2.204)
  • 5- Proper Names Get Stuck on Bilingual and Monolingual Speakers’ Tip of the Tongue Equally Often (DOI: 10.1037/0894-4105.19.3.278)
  • 6- The taste of words on the tip of the tongue (DOI :10.1038/444438a)