arama

Felsefenin Başlangıcı: Arkhe Problemi

Antik Yunan'da temelleri atılmış olan "Felsefenin başlangıcı nedir?" sorusuna, 'Arkhe Problemi'ni inceleyerek yanıt arıyoruz.
Felsefe'nin Başlangıcı: Arkhe Problemi
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Av. Umut Kalkan Av. Umut Kalkan

⌛ Tahmini okuma süresi: 8 dakika

Yayınlanma Tarihi: 24 Haziran 2019 16:02

📝 Yazar: Av. Umut Kalkan ✅ Editör: Aysuda Ceylan

Felsefenin başlangıcı çoğunlukla Antik Yunan’da görülür. Bunun en önemli sebebi, günümüze ulaşan en eski felsefî metinlerin Antik Yunan’a âit olmasıdır. Şüphesizdir ki, Antik Yunan dışında yaşayan insanlar da felsefî sorular soruyordu. Örneğin, Çin’in dağlık alanlarında yaşayan bir insan da başını gökyüzüne kaldırdığı zaman kendisine “Bu uçsuz bucaksız gökyüzü, gökyüzünde parlayan bu tuhaf cisimler; sonra bu devasa dağlar, dağlardaki bu ağaçlar ve hayvanlar neden/nasıl oluştu?” sorusunu mutlak suretle soruyordu. Keza bu Çinli, kendi varoluşunun nedenlerini de soruyordu muhakkak ve bu sorulara kendince cevap vermeye çalışıyordu.

Tüm bu sorular, tabii ki tek bir milletin inhisarında değildir; bir başka ifadeyle, söz konusu soruyu Thales’ten önce de soranlar ve cevaplayanlar olmuştur. Ancak günümüze ilk olarak Thales’in verdiği cevaplar geldi ve biz bu sebepledir ki felsefeyi Thales ile başlatmak zorunda kalıyoruz.

Felsefenin Sorduğu İlk Soru Nedir?

Felsefenin sorduğu ilk soru, Tüm varlıkların ilkesi/başlangıcı nedir? sorusudur ki buna literatürde “Arkhe (ἀρχή) Problemi” denir. “Anaksimandros’un “apeiron/ ἄπειρον /sonsuzluk“, Thales’in “su“, Herakleitos’un “ateş” ve Anaksimenes’in “hava” vb. cevaplar verdikleri bu problemin çıkış noktası nedir?” sorusunu hakkıyla anlayabilirsek, felsefenin neden Thales ile beraber başladığını da anlayabiliriz.

Bilindiği gibi, Antik Yunan teolojisi, politeist/çoktanrılı ve antropomorfik/insan biçimli bir görünüm arz eder. Bu teolojiye dâir bilgileri Hesiodos’un Thegonia’sından ve Homeros’un İlyada ve Odysseia’sından edinebiliyoruz. Ancak, bu teolojinin sistematik bir şekilde ele alındığı eser Theogonia‘dır.

Hesiodos’un bu eserinde tanrıların, varlıkların, ilâhî varlıkların ve insanların nasıl oluştukları tek tek izah edilmeye çalışılır. Homeros’un eserlerinde ise tanrıların veya ilâhî varlıkların nasıl oluştuklarından ziyade ne yaptıkları konu edinilir. Dolayısıyla Antik Yunan teolojisi hakkında bakılması gereken en önemli eser Theogonia’dır – zâten söz konusu kelimenin Türkçesi “Tanrıların Doğuşu“dur.

Öncelikle, Hesiodos’un varlıkların nasıl oluştuğunu nasıl izah ettiğine bakmamız gerekir. İlk başta Khaos oluştu. der. Daha sonra Khaos’tan Gaia(Yer) ve Eros’un, Gaia’dan Uranos(Gök)’un, sonra bu ikisinden Okeanos(Deniz), Kronos(Zaman), Nyks(Gece) vb. on iki titanın oluştuğunu açıklar. Görüldüğü gibi, Hesiodos, tüm varlıkların ilkesi/başlangıcı olarak “Khaos“a işaret etmektedir. Ancak, burada bir hata var. Şöyle ki, Hesiodos, Khaos’un “oluştuğundan” bahsediyor. Oluşan bir şeyden bahsediyorsak, o şeyin ilke/başlangıç olabilmesi mümkün değildir, çünkü kendisini oluşturan başka şeylerin olması gerekir ki bu durumda oluşturan şeyler mantıken oluşan şeyden önce olmak zorundadır. Ayrıca, bu sebeple, oluşan bir şeyin ezelî olduğundan da bahsedebilmemiz mümkün değildir, ezelî olmayan bir şey de tüm varlıkların ilkesi olamaz. Ancak, Hesiodos “İlk Khaos vardı” deseydi, böyle bir çelişkiye düşmeyecekti, çünkü Khaos’un nasıl oluştuğu, ne zaman oluştuğu gibi soruların sorulması anlamsızlaşacaktı, çünkü onun ezelî olduğu vurgulanmış olacaktı. Dolayısıyla ezelî olan bir şeyin varlığın başlangıcı/mayası olduğu rahatlıkla kabul edilebilecekti. Bu sebeplerle; Khaos oluşan bir şeyse, tüm varlıkların ilkesi olamayacaktır. Demek ki Hesiodos’un teolojisi ilkenin/başlangıcın ne olduğuna dâir cevap veremediği gibi çelişkiye de sahiptir.

Tabiat filozoflarının Doğa’yı anlamlandırabilmek için yaptıkları sorgulamaların yönü ister istemez mitolojiye gelecekti. Çünkü mitoloji, Doğa’nın nasıl oluştuğunu açıkladığı kanaatindeydi. Tabiat filozofları, Hesiodos’un düştüğü kaba çelişkiyi fark ettiler; Khaos’un oluşan bir şey olduğunu, ezelî olamayacağını dolayısıyla varlığın başlangıcının Khaos olamayacağını kavradılar. Bunun üzerine, Varlığı oluşturan ilk şey nedir?diye sordular, işte bu da Arkhe probleminin ve dolayısıyla da felsefenin doğuşuydu.

Thales’in bu soruya verdiği yanıt, Hesiodos’un verdiği yanıttan daha tuhaftı. En azından biz Khaos’un ne olduğunu bilmiyoruz, elimizde sadece onun oluştuğuna yönelik bir bilgi var. Biz, oluşmuş olduğunu yorumlayarak Khaos’un madde olabileceği çıkarımında bulunabiliyoruz ve diyoruz ki, “Madde varlığın başlangıcı olamaz, çünkü sonlu ve ezelî değildir.” Ancak Thales, mitolojiden kaynaklanan bu kaba çelişkiyi bilmesine rağmen, bizle dalga geçer gibi Arkhe’ye “Su” diyor. Yani Hesiodos’un çelişkisini gidermek yerine çelişkiyi daha da içinden çıkılmaz bir hâle çeviriyor. Madde olduğu açık ve seçik bir şekilde belli olan “Su”yun Arkhe olduğunu iddia ediyor.

“Arkhe Nedir?” Sorusu

Thales’ten sonra Anaksimandros “Arkhe Nedir?” sorusuna mantıklı yanıt veriyor. O diyor ki, “Arkhe, apeiron’dur/sonsuzluktur.” Çünkü ancak ezelî ve ebedî bir varlığın ilk şey olabileceğini fark ediyor. Bu sebeple “hava, su, ateş, tahta -evet, tahta-” gibi klişe cevapları vermekten kaçınıyor. Ancak daha sonra Anaksimeneshava” diyerek saçmalamaya devam ediyor, yetmiyor Herakleitosateş” diyerek saçmalığın kalıcı hâle bürünmesini sağlıyor ¹ . Tâ ki Elea’lı filozoflar ortaya çıkana kadar, onlar Arkhe’nin “töz/cevher” olduğunu söylüyorlar ve tekrar Anaksimandros’un mantıklı cevabına varıyorlar. Platon dönemine kadar Arkhe böyle tartışılıyor, ancak Platon’dan sonra bu probleme yanıt vermekten vazgeçiliyor.

Görüldüğü gibi, tabiat filozoflarından Platon’a kadar hemen hemen bütün filozoflar Arkhe problemi üzerine kafa yormuşlardır. Bu probleme verdikleri yanıtlar da din – felsefe ayırımını ortaya çıkardığı gibi, felsefî düşünüşün gelişmesine ve çok renkli olmasına katkı sağlamıştır. Örneğin Herakleitos, Arkhe’nin “ateş” olduğunu izah edebilmek için “diyalektik” metodu ortaya atmış; Elea’lı Parmenides ise varlığın ilkesinin Birlik olduğunu ispatlayabilmek adına diyalektiğin/hareketin/çokluğun reddiyesini yapmış, öğrencisi Zenon ise meşhur paradokslarını ortaya atarak mantık ilminin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Tabiat filozoflarından Anaksimandros Arkhe’ye “aperion/sonsuzlukluk”, Anaksimenes de “hava” diyerek ve bununla da ruhu kastederek metafiziğin gelişmesinin önünü açmıştır. Elea ekolünün kurucusu olan Ksenophanes de Hesiodos’un sistematikleştirdiği politeist ve antropomorfik teolojiyi reddetmiş, bunun yerine monoteist ve sonsuz, insana benzemeyen, her türlü eksikliklerden münezzeh bir tanrı tahayyülünde bulunmuştur. Tüm bunlar da göstermektedir ki Arkhe problemi, felsefenin bugünkü hâline evrilmesinde ilk ve en önemli basamağı oluşturmaktadır.

¹ Bazı arkadaşlar Anaksimenes ile Herakleitos’un cevabına saçma dememe darılmış olabilirler. Şöyle bir gerekçelendirmede bulunayım: Anaksimenes’in “hava” ve Herakleitos’un “ateş” cevapları simgeseldir. Belki bu cevapların altında muazzam bir felsefe yatıyordur, ki gerçekten Herakleitos’un ateş demesinin sebebi, ateşin dönüştürücü/değiştirici/devindirici gücü olup diyalektiğin muhteşem bir simgesi olmasıdır. Keza, Anaksimenes’in “hava”sı da aslında Ruh’u imlemektedir. Ancak, bu tip imlemeler Arkhe probleminde işe yaramaz, çünkü bu problem doğrudan “İlk şey neydi?” sorusunu sorar. “Ateş” denildiği zaman, tek başına ateş neyi değiştirip/dönüştürecektir? Hava tek başına ne doğurabilir? Bu sebeple Arkhe’nin oluşan veya sonlu bir şey imleyen/başı belli olan bir şey olduğunu iddia etmek, Hesiodos’un çelişkisini sürdürmek demektir.

Bilimle kalın.

İleri Okuma

  • i- Hesiodos, Theogonia – İşler ve Günler, İş Bankası Kültür Yay., Çev.: Azra Erhat – Sabahattin Eyuboğlu
  • ii- Parmenides, Doğa Hakkında, Pinhan Yay., Çev.: Y. Gurur Sev
  • iii- Herakleitos, Fragmanlar, Kabalcı Yay., Çev.: Cengiz Çakmak
  • iv- Prof. Dr. Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi 1 – Sokrates Öncesi Yunan Felsefesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yay.
benzer içeriklerBENZER İÇERİKLER