arama

GDO’lu Ürünlerin Zararsız Olduğu İddiası Doğru mu?

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar, farklı canlıdan transfer edilen genlerle elde edilen üründür. Bu ürünün geleceğin tarım metodu olarak lanse edilmesi gerçekten doğru mudur ve GDO iddia edildiği gibi zararsız mıdır?
GDO'lu Ürünlerin Zararsız Olduğu İddiası Doğru mu?
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Osman Eren Osman Eren

⌛ Tahmini okuma süresi: 13 dakika

Yayınlanma Tarihi: 5 Temmuz 2019

📝 Yazar: Osman Eren ✅ Editör: Aysuda Ceylan

Doğaya olan müdahalelerimiz sonucu bugün iklim felaketleri kapımızda. Belli bir süre aşırı kurak dönemin ardından birden sel felaketleriyle karşılaşabiliyoruz. İşte tıpkı bunun gibi besin ve gıda ağına doğada olmayan şekilde müdahale felaket getirir. Genetiği Değiştirilmiş Organizma’nın gelecekte bizi açlıktan kurtaracağı iddia edilse de esasında ben o kadar iyimser değilim.

Fransız Profesör Serallini, GDO ile beslenen farelerde normal farelere göre daha yüksek düzeyde kanserin görüldüğünü tespit etmiştir. (Her ne kadar baskı kurularak yayından kaldırılıp ve ardından, çalışma bilimsel kriterler açısından sorunluydu denilse de) “Sadece doğada olan bir geni başka bir canlıya aktarıyoruz ne var ki bunda” deniliyor; ama mesele o kadar basite indirgenemez. Madem zararsız, neden çok sınırlı genlerin değişimine izin veriliyor? O zaman bütün genleri veya bir den fazla geni değiştirelim.

Bir canlıya, doğada olmayan bir şekilde müdahale ederseniz, o müdahalenin sonucunda canlıda ne tür değişimlerin olacağını kestiremezsiniz.

Bir diğer konu da, GDO yüzünden bitkilerin “tek tipleşmesi”.  Çeşitlilik, bitkilerin-hayvanların kendi zararlılarına karşı dirençli olmalarının en temel faktörüdür. Bir çeşit içinde ne kadar farklı bitki türü olursa o bitkilerin hayatta kalma olasılığı o derece yüksek olur. Çünkü her farklı tür, kendi zararlısına karşı farklı mekanizmalar üzerinden direnç yolu geliştirir. Bir başka ifadeyle A türü için zararlı olan bir yabani ot veya böcek, aynı cins bitkinin B türü için zararsız olabilir. İşte bu döngü doğadaki çeşitliliği sağlamanın yanı sıra ekolojik dengede de hayati rol oynar. GDO’lu ürünler bir monokültüre doğru gidilmesine neden oluyor. Yani tek tip ürün. Bu da çevre dengesi için felaket demektir. Bereketli Hilal adı da verilen ülkemizin güney ve güney doğusunu da içeren bölge; (Şanlıurfa’da bulunan Göbeklitepe bilinen ilk toplu yerleşim yeri/tapınaktır) medeniyet, kültür ve imparatorlukların yeryüzündeki doğuş yeridir.  Bunun temel nedenlerinden biri, burada yabanıl bitki türlerinin ve hayvanların çokluğu ve farklılığı nedeniyle evcilleştirilme sidir. GDO, hem hayvanları hem de bitkileri “tektipleştirmektedir”.

Dünyanın en itibarlı gıda dergilerinden olan Food Chemstry (Gıda Kimyası) dergisinde 2014 yılında yayınlanan bir makalede, genetiği değiştirilmiş soya fasulyesi ile normal fasulye arasında farklılıklar olduğu belirlenmiştir.

Yapılan çalışmada ABD’de 31 farklı fasulye’ye ait bitkisel ilaç kalıntı düzeyleri de dâhil olmak üzere içerikleri araştırılmıştır.  Sınıflandırmada fasulyeler 3 gruba ayrılmıştır. 1-  Glifosat’a dirençli Soya  (genetik olarak değiştirilmiş) 2- Kimyasal işleme maruz kalmış (ilaçlanmış- genetik olarak değiştirilmemiş) ve günümüzde ekilen şekliyle ekilen soya ve 3- Organik soya.

Çalışmanın sonunda organik soyanın, hem geleneksel (konvansiyonel yani endüstriyel tarım yöntemleri kullanılarak işlem yapılan ve ekilen) hem de genetiği değişmiş soyadan daha kaliteli -yüksek- besin ögeleri içerdiği bulunmuştur. Bir diğer ifadeyle, organik soyada diğer her iki türe göre daha yüksek, protein, şeker, çinko (mineral madde) ve daha az lif içeriği tespit edilmiştir. Ayrıca Organik Soyanın, diğer her iki türe göre daha az doymuş yağ ve omega-6 yağ asidi içerdiği de tespit edilmiştir. Omega-6, vücut için yararlıdır; fakat ayçiçeği, mısır gibi tohumlardan elde edilen yağlarda yeterince mevcuttur. Dolayısıyla olması gerekenden daha yüksek düzeyde omega-6 aldığımızı belirtebilirim. Bu sebeple soyadan omega-6 almamıza gerek yoktur.

Yaşam Zehri: Pestisitler

Çağımızın en önemli sorunlarından biri de bitkisel ilaç da denilen, benim ise tarımsal zehir olarak tanımladığım maddelerdir. 1940’lı yıllardan beri insan hayatının adeta ayrılmaz bir parçası olan tarımsal ilaçların zararları hepinizin malumu. Bu tarımsal ilaçların kullanım miktarını azaltmak amacı (iddiası) taşıyan GDO’lu ürünler, yarardan ziyade zarar da getirebilir. Yukarıda belirtilen çalışmada, Glifosat isimli tarım ilacına dirençli hale getirilen Soya’da daha yüksek düzeyde Glifosat ve AMPA (Glifosat’ın parçalanmasıyla oluşan bir madde-Aminometil Fosforik Asit) tespit edilmiştir.

GDO’lu ürün yerken, genetik mekanizmada meydana gelebilecek problemlerin yanısıra, daha yüksek düzeyde tarım zehrini vücudumuza almış oluyoruz.

Ülkemizde, insan tüketimi için GDO’lu soya yasak olmasına rağmen; biyogüvenlik kurulundan onay alan GDO’lu soya türleri hayvan yemi olarak kullanılabilmektedir. Tarım ilaçları bir üst besin piramidine geçerken konsantrasyonu azalmaz, tam tersine artar. Başka bir şekilde ifade edecek olursak; bir balığı veya bitkiyi yediğimizde o üründe bulunan tarım zehri bizim vücudumuza geçer ve vücudumuzdaki tarımsal zehir oranı, tükettiğimiz besinde bulunan miktara göre daha yüksek düzeylere erişebilir.

Dünya genelinde genetiği değişmiş ve sadece 2008 yılında üretilen soya miktarı 620.000 tondur. Fasulye üretiminde ana üretici ülkeler olan; ABD, Arjantin, Brezilya, Hindistan ve Çin’de üretilen GDO’lu soya fasulye miktarının her yıl arttırılması da planlanıyor.

Soya Fasulyesi

Genetiği değiştirilmiş ilk soya fasulyesinin içeriğinin genetiği değişmemiş fasulye ile tamamen aynı olduğu iddia edilse de, esasında bunların tarım ilacı kalıntıları ölçülmemişti. Şimdi insanın aklına bunların neden ölçülmediği sorusu gelmiyor değil. Saklanılan bir şey mi var? Gıda Kimyası dergisinde bu çalışmayı yapan T. Bohn ve arkadaşları, kimyasal tarım ilacı kalıntısının bitkinin metabolizmasını etkileyeceğini ve bu ürünün toksik (zehirleyici) olacağını belirtiyorlar.  

Glifosatın Etki Mekanizması

Glifosat, bütün bitkilerde EPSPS isimli bir enzimi inhibe eder. Bu enzim aromatik aminoasitlerin oluşmasında hayati bir rol oynar. Bu enzimin inhibe olması sonucu bitkiler kuruyup yok olurlar. Geni değiştirilmiş soya fasülyesinin bu enzimi glifosat maddesine karşı dirençli olur ve bitki kurumaz. Biz de geri kalan bütün zararlı otları yok edebilir ve daha -yüksek- ürün elde edebiliriz.

 Öyle mi acaba?!

Tabii ki değil. Kısa vadede sonuç bu olsa da, uzun dönemde zararlı bitkiler, mutlak manada glifosata dirençli olacak şekilde bir mekanizma geliştirirler ve daha sonra glifosat, bu zararlı otlara karşı yok edici özellik gösteremez.  O zaman da yeni bir enzim/gen inhibe eden bir ilaç daha geliştirilir şeklinde bir düşünce aklınıza gelebilir; fakat bitkiler yine yeni ilaca karşı da tekrar direnç kazanmanın yolunu bulurlar. Kısaca, bu durum bu şekilde kısır bir döngüye dâhil eder bizi. Peki ne yapmalıyız? Zararlı otlarla mücadele edilmeyecek mi? Elbette edeceğiz; fakat daha biyolojik, zararsız yöntemlerle. En basit örneği modern tarım aletlerinin imkânlarını da kullanarak çapalama yapılması bizi çok daha sağlıklı sonuçlara ulaştıracaktır. Tabi mücadele yöntemleri bu yazının içine sığmayacak kadar uzun ve ayrı bir uzmanlık konusu.

Glifosat Formül – C3H8NO5P

AB, Kanada, ABD ve ülkemizde özellikle transgenik ürünlerin herbisit kalıntılarına yönelik düzenli bir izleme programı bulunmamaktadır. Üniversite ve Enstitülerde bilimsel çalışmaya konu olan transgenik ürünlerde ise normalde çiftçilerin kullandıkları tarım ilacı düzeyinden çok daha az miktarda tarım ilacı kullanılmaktadır. Bu nedenle yapılan bilimsel çalışmalarda, pekâla düşük doz pestisit kalıntısı çıkabilir; fakat asıl olan düzenli bir izleme programı ile bu transgenik ürünlerin piyasadan örnek alınarak içeriklerinin belirlenmesi olmalıdır.

OECD ülkelerinde transgenik ürünlerin alerjik veya toksik reaksiyonlara sebep olup olmadığına genelde yoğunlaşılır. Fakat nihai üründe pestisitlerin ve onlardan çok daha zararlı olabilecek parçalanma ürünlerinin bitkide kalıntı düzeyleri, bunlarla bağlantılı işlevsel genetik değişiklikler, içerdiği protein, karbohidrat, vitamin ve mineral madde miktarlarına da mutlak suretle bakılmalıdır.  

Organik Soya ile Diğerleri Gerçekten Aynı Mıdır?

Yukarıda belirtilen çalışmayı tekrar özetlersek, Transgenik üründe yüksek düzeyde glifosat ve onun parçalanma ürünü olan AMPA tespit edildi. Bunun sebeplerinden biri, ürün ilaçtan etkilenmediği için defalarca ilaçlanmış olmasıdır. Ayrıca, gen değişiminden ötürü ürün, ilacı bünyesinde tutacak şekilde değişmiş de olabilir. Ki bu çok daha kötü bir senaryodur. Konvansiyonel tarımla veya organik şekilde üretilen soyada ise ne glifosat ne de AMPA tespit edildi (Konvansiyonel ürüne methiyeler dizdiğimi düşünmeyin, onlarda da farklı tarımsal ilaçlar mevcuttur). Ayrıca, Organik soyanın besin kalitesi yani toplam protein, şeker, mineral içeriği hem endüstriyel hem de genetiği değiştirilerek ekilen soyadan daha yüksekti. Vücut için fazlası zararlı olan doymuş yağ içeriğinin de organik üründe daha düşük olduğunu yeniden belirtelim. AMPA seviyesi arttıkça, üründeki demir miktarı da artmış bulunmaktadır. Demir, vücut için gerekli bir elementtir; fakat fazlası toksik (zehirleyici) etki gösterir ve ağır metaldir. Yapılan analizler sonucu, glifosatın bitkide tamamen yerleştiği  hem fasulye tanesinde hem de yaprakta görüldüğü rapor edilmiştir. Analiz edilen 10 örneğin hepsinde glifosat + AMPA bulunurken 7’sinde glifosat seviyesinin maksimum olması gereken miktarı çok fazla aştığı da belirlenmiştir. (Glifosat Kalıntı miktarı mevzuatı değişmeden önceki limitlere göre) Glifosat’ı üreten Monsanto firması, transgenik soyanın, konvansiyonel tarımda kullanılan soyadan daha düşük düzeyde tarım ilacı içerdiği iddiası böylece yalanlanmış olmaktadır.

Kalıntı Düzeyi Seviyesinin Yukarı Çekilmesi

Brezilyada glifosatın bitkide maksimum kalıntı düzeyi 0,2 mg/kg iken bu oran daha sonra 50 kat arttırılarak 10 mg/kg’a; ABD ve Avrupa Birliğinde ise bu oran 0,1 mg/kg iken 20 mg/kg’a çıkartıldı. Böylece yapılacak bir analiz sonucu ürünlerin pekâlâ yasal limitler dâhilinde kalıntı içerdiği iddia edilecektir. Bir diğer problem, transgenik soya için kullanılan glifosat, diğer tarım ürünlerini de çok rahat kurutabilir.

Glifosat, hava yoluyla ulaşarak mısır, arpa, buğday veya herhangi bir temel ürüne bulaşabilir ve burada ürünü kurutarak verim düşüklüğüne, kurumayan üründe ise glifosat zehrinin birikmesine neden olabilir.

Glifosat içeren tarım zehirlerindeki tek zehir elbette glifosat ve onun parçalanma ürünü olan AMPA değildir; aynı zamanda başka bileşiklerde ilaçta bulunur ve canlıların mekanizmaları üzerine ciddi anlamda olumsuz etkiler yapabilir.  Mesela bu ürünlerde POEA ve POE-15 isimli bileşikler de bulunur (Polyoxyethylene amine (POEA) ve Polyethoxylated tallow amine) bu bileşikler Roundup (Glifosat içeren Monsanto firmasına ait ilacın ismi) ilacının toksisitesine önemli derecede katkı yapmaktadır. 

Glifosatın Zararları

Glifosat’ın kurbağa ve balık embriyolarının gelişimini bozduğu da çeşitli çalışmalarda belirtilmiştir. AB ve ABD’de konunun uzmanlarınca tespit edilmiştir ki, Roundup, insanda endokrin yani hormon bozucu bir role sahiptir.  Yine yapılan bir başka çalışmada, sıçanlara Roundup ile yetiştirilen mısır (glifosatı içerir) yedirildiğinde kan değerlerinde problemler meydana geldiği tespit edilmiştir.

Konu çok daha uzun bir şekilde değerlendirilebilir, tartışılabilir; fakat bu örnekler dahi GDO’lu ürünlerden sakınmak için yeterlidir. GDO’nun zararsız olduğunu ve çalışmalar sonucu bunların ispatlandığını belirten kişi ve düşünceler yıllar önce tarım ilaçları ilk çıktığında da (bugün yasak olan DDT gibi ölümcül zehirler dahil) zararsız olduklarını iddia etmişlerdi. Unutmayın ki GDO’nun zararsız olduğunu iddia eden çalışmalar, GDO üreten firmalar tarafından finanse edilen çalışmalardır. Ayrıca Bu GDO’lu tohumlar, patentli oldukları için firmalardan izin almadan yaptığınız çalışmayı yayımlayamazsınız. Bu bile şüphelenmek için bize yeteri kadar soru işareti verir. Komplolara mahal vermeden, akıl ve bilimin ışığında ilerlemek lazım. Elimizdeki bulgular (ve bugüne kadar doğaya ettiğimiz müdahalelerin bir yanıyla bize felaketle döndüğünü hesaba katarsak) GDO’nun mevcut haliyle zararlı olduğunu apaçık şekilde göstermektedir.

Bilimle kalın!

Kaynakça ve ileri Okumalar

  • Compositional differences in soybeans on the market: Glyphosate accumulates in Roundup Ready GM soybeans (Food Chemistry 153 (2014) 207–215) Nature, 401, 525–526.
  •  Millstone, E., Brunner, E., & Mayer, S. (1999). Beyond ‘substantial equivalence’.
  •  Harrigan, G. G., Ridley, G., Riordan, S. G., Nemeth, M. A., Sorbet, R., Trujillo, W. A., et al. (2007). Chemical composition of glyphosate-tolerant soybean 40-3-2 grown in Europe remains equivalent with that of conventional soybean (Glycine max L.). Journal of Agricultural and Food Chemistry, 55, 6160–6168.
  • Shaner, D. L., Lindenmeyer, R. B., & Ostlie, M. H. (2012). What have the mechanisms of resistance to glyphosate taught us? Pest Management Science, 68, 3–9
  • Moore, L. J., Fuentes, L., Rodgers, J. H., Bowerman, W. W., Yarrow, G. K., Chao, W. Y., et al. (2012). Relative toxicity of the components of the original formulation of Roundup (R) to five North American anurans. Ecotoxicology and Environmental Safety, 78, 128–133.
  • Paganelli, A., Gnazzo, V., Acosta, H., Lopez, S. L., & Carrasco, A. E. (2010). Glyphosatebased herbicides produce teratogenic effects on vertebrates by impairing retinoic acid signaling. Chemical Research in Toxicology, 23, 1586–1595.
Bilimsel gelişmelerden anlık haberdar olmak için Telegram kanalımıza abone olabilirsiniz.