arama

Geçmişten Günümüze İNSAN: Bizler Dünyadaki Son İnsanlarız

Milyonlarca yıl boyunca ortaya çıkan ve nesilleri tükenen farklı insan türlerini biliyor musunuz? Gelin geçmişten günümüze evrimsel tarihimizi inceleyelim.
Geçmişten Günümüze İNSAN: Bizler Dünyadaki Son İnsanlarız » Tek Yol Bilim - Türkiye'nin En Bilimsel Platformu
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Mehmet Poyrazoğlu

⌛ Reading time: 13 minutes

Yayınlanma Tarihi: 16 Temmuz 2020 23:45

📝 Yazar: Mehmet Poyrazoğlu ✅ Editör: Aysuda Ceylan

Dünyamızda sekiz milyardan fazla insan yaşıyor. Bilim insanları, bizim de içinde bulunduğumuz bu türü ”Homo Sapiens” (günümüz insanı) olarak adlandırmaktadır ve şimdiye dek cevaplanmaya çalışan sorulardan birisi de insanların kökenidir. Binlerce yıldır insanların kökenleriyle ilgili değişik açıklamalar yapılmıştır (1*).

İlk insanın, Doğu Afrika beşiğinde ortaya çıktığına inanılıyor. Çünkü şimdiye kadar yapılan kazı ve araştırmalarda en eski kalıntılara o bölgede rastlanmıştır. Ayrıca ilk insanların buradan başka bölgelere göç ettikleri kabul edilmektedir. Bu zamanlardan itibaren ilk insanların beyinleri gittikçe büyüyüp gelişmeye başlamıştır. Bu durumun sonucunda ilk insanlar, çevrelerini de geliştirmeye ve değiştirmeye başlamışlardır.

Şu unutulmamalıdır ki günümüz insanının gelişim süreci düz bir çizgi halinde olmamıştır. Çünkü insan sürekli gelişen ve değişen bir varlıktır.

Milyonlarca yıl boyunca birçok farklı insan türü ortaya çıkmıştır. Bunların arasından sadece birkaç tanesi bizim atalarımızdır. Zaman içinde diğer türler, nesli tükenerek ortadan kaybolmuştur. Bilim insanları bu nesli tükenen türler hakkındaki bilgileri kemik kalıntılarından ve bıraktıkları bazı izlerden elde edebiliyorlar (1*).

Yetenekli İnsan: Homo Habilis

Araştırmacılar, insan olarak kabul ettikleri ilk canlıyı ”Homo Habilis” (yetenekli insan) olarak adlandırıyorlar. Bu türün beyin büyüklüğü bizimkinin yarısı kadardı ama Homo Habilis’ler taştan basit aletler yapabiliyorlardı. Bu tür günümüzden iki buçuk milyon yıl kadar önce Doğu Afrika’da yaşamıştır. Hemen hemen aynı zamanlarda ”Homo Erectus” (ayağa kalkmış insan) olarak adlandırılan başka bir insan türü çıkmıştır ve bir önceki türe göre çok daha gelişmiştir (1*).

Homo Habilis
Kaynak: THJ

Ayağa Kalkmış İnsan: Homo Erectus

Homo Erectus, bir milyon yıldan fazla yaşamıştır ve beyin büyüklüğü neredeyse bugünkü insanın beyin büyüklüğüne ulaşmıştır. Ateşi kontrol edebiliyor, el kaması yapabiliyor, barakalar inşa edebiliyor ve hatta fil, gergedan gibi büyük hayvanları avlayabiliyordu. Bu insan türü, bu özelliklere sahip olan ve dünyanın diğer bölgelerine göç eden ilk insan türüdür. Kontrol edebildikleri ateşi, vücutlarını korumak için diktikleri kıyafetleri ve barınmak için kullandıkları barakaları Afrika’dan çıkarıp daha soğuk olan Avrupa ve Asya gibi başka bölgelere yaymışlardır. Büyük bir olasılıkla bu türün son temsilcilerinin nesli yaklaşık 40.000 bin yıl önce tükenmiştir (4*).

Homo Erectus
Kaynak: GLP

Modern İnsana En Yakın Tür: Homo Neandertal

Bundan 700.000 bin yıl kadar önce Afrika’da yeni bir tür ortaya çıkmaya başladı: Homo neandertal. Beyin büyüklüğü bizimki kadardı, vücut yapıları oldukça hantaldı ve güçlüydü. Bu tür Homo erectus’tan sonra dünyaya yayılan ikinci türdür. Çok kısa bir süre sonra Avrupa ve Asya’ya yerleşmişlerdir. O dönmede buz devri yaşanıyordu ve büyük bir olasılıkla Avrupa’ya yoğun ölçüde yerleştiler. Avrupa’dan Batı Asya’ya ilerlerken muhtemelen Doğu Akdeniz’de Homo sapiens ile karşılaştılar (3*).

Homo Neandertal
Kaynak: NG

Modern İnsan: Homo Sapiens

Bizim türümüz ve atamız olan Homo sapiens yaklaşık 120,000 yıl önce Afrika’da ortaya çıkmıştır. Homo sapiens dünyaya yayılan üçüncü türdür ve kendinden önceki türlere göre çok daha başarılıdır. 90.000 yıl önce türümüz, Doğu’da uzun bir süredir yaşıyordu ve bundan 40.000 yıl kadar önce Avrupa’ya geçmişti. Hatta Asya ve Avustralya arasındaki oldukça uzun yolu aşıp oraya da yerleşmeyi başarmıştır. Bu uzun yolculuğu da kendi yaptıkları kanoları, sandalları ve cesaretleriyle gerçekleştirmişlerdir (1*).

Bundan 15.000, 30.000 yıl kadar önce ilk insanlar Sibirya’dan Amerika’ya ulaşmışlardır. Bu insanların göç eden hayvan sürülerini takip ettikleri düşünülmektedir. Geçiş yaptıkları Bering Boğazı, o dönem kıtalar arasında köprü görevi yapmıştır ve bu yeni kıtaya yerleşen ilk insan türü Homo sapiens’tir. Oradan da bugünkü Şili’nin en güney ucuna dek ilerlemişlerdir.

Homo Sapiens
Kaynak: VD

Medeniyetimizin Mihenk Taşı: Dil

Sadece insanlar, çevrelerindeki insanlara varlıklara, hareketlerine, hislerine ve düşüncelerine isim verme ihtiyacı hissetmiştir. Bu isimlerle bir dil oluşturup birlikte yaşadığı insanlarla bu şekilde iletişim kurmuştur.

Büyük bir olasılıkla başlangıçta insanlar iletişime, toplu halde çıktıkları avlarda veya günlük yaşamda bulundukları grubun içinde ihtiyaç duyuyorlardı. Yapısı çok kolay olan bir dilin bile deneyimleri bir başkasına iletmek, öğrenilmiş bilgileri aktarmak, kültürü yaymak gibi birçok yararı bulunmaktadır (1*).

Günümüzde yaklaşık olarak 3.000’den fazla dil konuşulmaktadır. Birçok dil de yok olmuştur. Tüm farklılıklara rağmen dil, bir halkın, var olduğu çevrenin ve kültürün bir aynasıdır.

Avcılık ve Toplayıcılıktan Yerleşik Hayata

İnsanların, dünyaya yayıldıklarında çok basit ve az sayıda aleti vardı. Arkeologlar yaptıkları kazılarda, özellikle taştan yaptıkları aletler buldukları için bu devre, ”Taş Devri” adını vermişlerdir. İnsanlık bugünkü varoluşunu ve geldiği noktayı %99 oranında bu basamağı yaşamış olmasına borçludur. Bu devir bundan iki buçuk milyon yıl önce başlamış ve Orta Avrupa’da yaklaşık olarak milattan önce 3300’de bitmiştir. Yani yaklaşık 60.000 nesil Taş Devrinde yaşamıştır. Oysa o günden günümüze kadar henüz 180 nesil geçmiştir (1*).

O zamanlar erkekler, vahşi hayvan ağına çıkıyorlardı. Avcılar, hayvanları mızrak veya ciritlerle avlıyorlardı. İlk yay ve okun milattan önce 1000’de yapıldığı düşünülmektedir. Avladıkları hayvanlar birçok ihtiyaçlarını karşılıyordu. Eti ve yağı besin olarak, kürkü elbise olarak ve barakaların üzerini kapatmak için, kemiklerini birtakım araç gereçler için; hatta hayvanın sinirlerini bir şeyler dikmek için iplik olarak kullanıyorlardı.

İnsanların en önemli ihtiyacı sudur ve insanlar ilk zamanlardan beri göl veya nehir kenarlarında konaklıyorlardı. Bazen de vahşi hayvanları takip ederek su bulunan başka bölgelere göç ediyorlardı. Topladıkları meyve ve sebzeleri, av etlerini konakladıkları yere taşıyıp hep birlikte tüketiyorlardı.

Tarımın Başlaması

Bundan 18.000 yıl önce, bazı avcılar ve toplayıcılar toplarken sakladıkları tohumların, konakladıkları yerin yakınlarında bir yıl sonra yeşermeye başladığını gördüler. Çıkan bitkilerin aslında sakladıkları tohumların bitkileri olduğunu keşfettiler. Aynı zamanda tohumun düzenli sulandığında daha iyi geliştiğini de tespit ettiler. Bu gözlem sonucunda tohumları ekme düşüncesi çok kısa bir zamanda gerçekleşti ve tohum ekme işi başladı (6*).

Bu durum insanların yerleşik hayata geçmesini ve köylerin kurulmasını sağladı. Böylece geniş ve boş alanlar, tarlalara dönüştürülerek, toprak işlenmeye başladı.

Hayvanların Evcilleştirilmesi

Birçok insan nesli, hayvanları evcilleştirmek için uzun zaman uğraşmıştır ve bu durum oldukça önemli bir kültür başarısı olarak kabul edilir. Evcilleştirilmiş ilk hayvan köpektir. Köpek günümüzden 14.000 yıl önce evcilleştirilmiş bir kurttur. Başlangıçta insanlar için kurtlar, kolay yakalanabilen besin kaynağıydı. Çünkü insanların konakladıkları yerlere çok yakın yerlerde bulunuyorlardı. Zamanla bazı kurtlar itaatkar biçimde avcıları takip etmeye hatta konakladıkları yerlerde bekçilik yapmaya başladılar. Bu görevlerinin karşılığı olarak da yiyecek alıyorlardı.

Diğer evcil hayvanların hemen hepsi yerleşik hayata geçildikten sonra evcilleştirilmiştir. Koyunun, keçinin yünü ve sütü kullanılıyordu. Kediler, tahıllara zarar veren fare gibi canlıları yakaladığı için değerliydi. Aynı dönemlerde çok yönlü alan at da ehlileştirilmiştir. At sadece yük hayvanı olarak değil binek olarak da kullanılıyordu (1*).

Şehirlerin Oluşumu

Bir yerin şehir olması için bazı olumlu koşulları taşıması gerekmektedir. Şehrin kurulduğu yerin toprakları verimli olmalıdır böylece çiftçiler düzenli olarak tahıl ekebilirler. Bundan dolayı en önemli şehirler Nil, İndus, Fırat ve Dicle nehirleri arasında kurulmuştur. Bu bölgelerin toprakları oldukça verimliydi; ayrıca iklim, ürünlerin daha verimli olması için müsaitti (1*).

Zaman içinde basit kanallar kazılarak ilk barajlar inşa edildi ve nehirlerden uzak şehirlerde bu biçimde sulama yapılmaya başlandı. Bu şekilde nüfus artmaya başladı. Nüfus arttıkça köyler şehirlere, şehirler krallıklara dönüşmeye başladı.

Yazının Bulunuşu

İnsanlığın en anlamlı başarılarından biri de yazıdır. Yazı, bilgilerin sadece sözlü biçimde aktarılmasının yanı sıra yazıya dökülerek aktarılabileceğini ve her yerde kullanılabileceğini göstermektedir. Günümüzde, geçmiş hakkında edindiğimiz çoğu bilgiyi bu yolla elde etmişizdir.

Yazı, büyük olasılıkla resim yazısından geliştirilerek ortaya çıkmıştır. Bunu da tüccarlar mallarını ve paralarını, memurlar vergilerini tahsil ederken ortaya çıkan karışıklığın önüne geçmek için kullanmışlardır (1*).

Eski kıtalarda yazının bundan yaklaşık olarak 7000 bin yıl önce, Amerika’daysa yaklaşık 2600 yıl önce ortaya çıktığı düşünülüyor. Milattan önce 1000’li yıllardaysa Sümerlilerin bulduğu yazı kısa sürede birçok ülkede kullanılmaya başlandı. Yunanlılar ve Romalılar bu yazı şeklinin üzerinde çok az değişiklik yapmışlardır. Günümüzde kullandığımız alfabenin temellerini bu yazı oluşturur.

Paranın Önemi

Eskiden insanlar mala karşı mal takası yapardı. Örneğin bir keçiye karşı belirli bir miktarda buğday teklif edilmesi gerekiyordu. Alışveriş için kullanılan bir yöntemdi fakat çok karışık ve zaman alan bir durumdu. Altın ve gümüş çıkan yerlerde tüccarlar daha çok bu değerli madenleri değer ölçütü olarak kullanıyorlardı (5*).

Günümüzde Anadolu’nun batısında yaşamış olan ve altın madenleriyle, uzak yerlere yaptıkları ticaretlerle zengin olmuş Lidyalılar, milattan önce 7. yüzyılda takası kolaylaştıran bir şey buldular. Belirli miktarda altın ve gümüşe madeni para olarak şekil verdiler. Bu çok büyük bir kolaylıktı. Bu paraların gerçek olup olmadığını göstermek için her ülkenin kralının resmini paranın üzerine bastılar (1*).

Yunanlılar ve Romalılar bu fikri aldılar ve kendi paralarını basmaya başladılar. Hatta bastıkları paranın üzerine kendi tanrılarını ve liderlerini resmettiler.

Sanatın Işıkları

İnsanlar, yaşamları boyunca belirli amaçlar doğrultusunda birtakım işlerle uğraşırlar. Ancak bu uğraşlardan bazılarıyla sadece mutlu olmak, güzeli yakalayıp ruhsal doyuma ulaşmak için ilgilenirler. Bunlar resim, müzik, dans, tiyatro gibi uğraşlardır. Tüm bunları biz ”sanat” olarak adlandırıyoruz. Tarih boyunca her medeniyetin kendisine ait sanat eserleri vardır; Hindistan, Çin, Japon, Yunan, Roma, İnka uygarlıkları gibi (1*).

Bilimin Doğuşu

İnsanlar, doğadaki tüm bu işleyişin ve kuralların çok önceden beri var olduğunu ve hatta bunların keşfedilmeyi beklediğini biliyorlardı. İşte bu nedenle insanlar gözlemledikleri doğa olaylarıyla ilgili açıklamalar aramaya başladılar. İlk başlarda bu durumdan, tanrılar ve görünmeyen varlıklar sorumlu tutuldu. Zaman içerisinde doğaya daha rasyonel yaklaşılmaya başlandı. Bilgiler ve gözlemler mantıklı bir şekilde birleştirilip deneylerle kontrol edilmeye başlandı. Yeni araç gereçlerin icat edilmesiyle de bu gelişmeler daha da hızlı bir biçimde ilerlemeye ve ortaya çıkmaya başladı (1*).

Sonuç

İcat ve keşifler sayesinde bugün, eskiden olduğu gibi doğanın sunduğu koşullarda değil, insanların belirlediği ve şekillendirdiği bir dünyada yaşıyoruz. İlk insandan bugüne ulaştığımız medeniyet seviyesi gerçekten hayret verici niteliktedir. Ve gittikçe daha hızlı biçimde gelişiyoruz. Daha çok hareket eder olduk; arabayla, trenle ve uçakla birkaç saatte dünyanın herhangi bir yerine gidebiliyoruz. Eskiden bir mektubun istenilen yere ulaşması haftalar alırken, bugün telefon ve internet sayesinde birkaç saniye içinde gönderebiliyoruz. Hatta bu süre bile bize artık çok uzun geliyor. Filmler, müzikler, bilgilere çok hızlı bir biçimde ulaşılması derken bundan 200 yıl önceki insanların hayal bile edemeyeceği bir çağa ulaşmış durumdayız.

Tüm bu gelişmelerle birlikte dünya gittikçe hızlı bir biçimde kirlenmeye başladı. Gelişmeyle birlikte nüfus artışı, suların azalması, kuraklık, açlık, savaşlar, gelir adaletsizliği gibi birçok sorunlar da oluştu. Bu konularda bir şeyler yapılmazsa gelecek bizim için çok da parlak gözükmüyor.

Tek yolunuz bilim olsun.

Kaynaklar

  1. Seiler, S., Köthe, R. (2005), İnsan, Tesslof Yayınevi, Alsancak, İzmir
  2. https://khosann.com/coklu-adem-insan-turunun-birden-fazla-kokeni-var/
  3. https://evrimagaci.org/neandertal-nedir-kimdir-neandertaller-hakkinda-temel-bilgiler-ve-gercekler-3192
  4. https://tr.wikipedia.org/wiki/Homo_erectus
  5. https://tr.wikipedia.org/wiki/Para
  6. https://arkeofili.com/neolitik-devrim-nedir/

Görsel kapak tasarımı: Aysuda Ceylan