arama

Kanser: Nedir, Ne Değildir?

Hızla değişen çevre ve yaşam koşullarına bağlı olarak görülme sıklığı her geçen yıl daha da artan bir grup hastalığı "kanser" diye çağırıyoruz. Peki kanserin ne olduğunu ve oluşumunu tetikleyen başlıca risk faktörlerini biliyor muyuz? Gelin, hep birlikte bu ikisine şöyle bir göz gezdirelim.
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Meltem Nur Erdöl Meltem Nur Erdöl

⌛ Tahmini okuma süresi: 7 dakika

Yayınlanma Tarihi: 24 Temmuz 2019 14:20

📝 Yazar: Meltem Nur Erdöl ✅ Editör: Aysuda Ceylan

Halk arasında dokunmabana ve incitmebeni olarak da bilinen (evet doğru okudunuz) kanser sözcüğü, Latince yengeç anlamına da gelen cancer’dan gelmektedir. Bu esinlenmenin sebeplerine dair çeşitli rivayetler bulmak mümkün. Bir kaynağa göre yengecin avını kıskaçlarıyla sıkı sıkı tutup bırakmaması (tıpkı hastalığın vücudu kolay kolay terk etmemesi gibi), diğerine göre ise Galen’in zamanında vücudun dış yüzeyindeki bir urun şişkin toplardamarlarını görüp bunları yengecin bacaklarına benzetmesidir. Tevatürler çoğaladursun biz kanserin etimolojik kökeninden uzaklaşıp, etiyolojik ve morfolojik özelliklerini inceleyelim.

Kanser, bilindiği üzere bir doku veya organdaki hücrelerin düzensiz bölünüp çoğalmasıyla meydana gelen kötü huylu tümörlerin genel adıdır. Yani her tümör kanser olmamakla birlikte, her kanser bir tümördür. Bu kötü huylu tümörler vücudun hemen her yerinde gelişebilmekte olup, çevre doku ve organlara yayılmaları ile iyi huylu tümörlerden ayrılırlar. İyi huylu tümörler metastaz adı verilen bu yayılmayı gerçekleştirmedikleri için genellikle tehlikesiz olup, nadiren ölüme yol açarlar.

Kanser, temelde apoptozis adı verilen ve yaşam süresini doldurmuş veya anormalleşmiş hücrelerin önceden programlanmış ölümü olarak bilinen bir mekanizmanın bozulmasından meydana gelir. Hücrenin genetik materyalinin çeşitli etmenlerle (kimyasal maddeler, virüsler, tütün ürünleri veya aşırı güneş ışını) hasar görmesi ile doğal yaşam döngüsü bozulan hücre hızla çoğalmaya ve çevre dokulara yayılmaya, onları sıkıştırmaya başlar.

Peki bu mekanizmanın bozulmasını ve kötü huylu tümörlerin oluşumunu tetikleyen şeyler nedir?

Yaş: Kanser her yaşta görülebilse dahi birçok kanser türünün görülme sıklığı yaş artışıyla paralellik göstermektedir. “NCI’s Surveillance, Epidemiology, and End Results” programından elde edilen son istatistiksel verilere göre, bir kanser teşhisi için belirlenen ortanca yaş 66’dır. Bu; kanser vakalarının yarısının bu yaşın altındaki insanlarda, diğer yarısının ise bu yaşın üzerindeki insanlarda meydana geldiğini göstermektedir.

Alkol Tüketimi: Alkol tüketiminin ağız, boğaz, yemek borusu, gırtlak, karaciğer ve meme kanseri riskini artırdığı bilinmektedir. Tüketim miktarı arttıkça, bu yolla kansere yakalanma ihtimali de artar.

Bağışıklık Sisteminin Baskılanması: Organ nakli operasyonlarından sonra organ alıcısı olan kişiye, vücudun ilgili organı reddetmemesi için “bağışıklık baskılayıcı” ilaçlar verilir. Bu bağışıklık baskılayıcı ilaçlar, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tespit edip imha etmesini veya kansere neden olan enfeksiyonlarla mücadele etmesini zorlaştırır. Mesela HIV ile enfeksiyon bağışıklık sistemini zayıflatır ve bazı kanser türlerinin görülme riskini artırır. Araştırmalar, alıcıların çok sayıda farklı kanser tehdidi altında olduğunu göstermiştir. Bu kanserlerin bazılarına bulaşıcı ajanlar (virüsler, bakteriler, parazitler) neden olabilse de hepsi enfeksiyon temelli değildir. Nakil alıcıları arasında ve bu kişilerde genel popülasyondan daha sık görülen dört yaygın kanser; Hodgkin olmayan lenfoma (NHL), akciğer, böbrek ve karaciğer kanserleridir.

Bulaşıcı Hastalıklar: Virüsler, bakteriler ve parazitler başta olmak üzere bazı bulaşıcı ajanlar kansere neden olabilir veya kanserin oluşma riskini artırabilir. Bazı virüslerin hücre büyümesini ve çoğalmasını kontrol eden sinyalleri bozabildiği bilinmektedir. Bununla beraber, bazı enfeksiyonlar da bağışıklık sistemini zayıflattığı için vücudun kanser oluşumunu önleyen mekanizmalarını dolaylı yoldan sekteye uğratır. Birtakım virüsler, bakteriler ve parazitler de kansere neden olabilecek kronik enflamasyonlara neden olur. Bu tip bulaşıcı ajanların çoğu, bir kişiden diğerine kan veya diğer vücut sıvıları yoluyla geçebilir. Düzenli aşılanma ve korunmasız cinsel ilişkide bulunmama bu tip enfeksiyonlara yakalanma riskini azaltan başlıca önlemlerden sayılabilir.

Güneş Işınlarına Maruz Kalmak: Doğru şekilde ve uygun miktarda aldığımız güneş ışınları ihtiyacımız olan D vitamininin % 90’ını sağlamamıza yardımcı olsa da içeriğindeki UV ışınlarının (diğer adıyla morötesi ışınlar) cilt kanserine yol açabileceği bilinmektedir. Bu yolla meydana gelebilecek kanser riskini azaltmak için, güneş ışınlarının yanı sıra solaryum gibi doğal olmayan kaynaklar yoluyla da maruz kalınan UV ışınları miktarını azaltmak gerekmektedir.

Kanser Oluşumunu Tetikleyen Çevresel Etmenler: Kansere sebep olan genetik değişimler kendiliğinden olabileceği gibi, maruz kalınan birtakım kimyasal maddelerin etkisiyle de gerçekleşebilir: Cildimize değen güneş ışınlarında, soluduğumuz havada, yediğimiz yiyeceklerde, içtiğimiz suda… Bunların bir kısmından kaçınabilsek dahi bir kısmına zorunlu olarak maruz kalırız: Soluduğumuz havayı kontrol etmenin imkânsıza yakın olması gibi.  Aflatoksinler, arsenik, katran ve zift, baca kurumu, formaldehitler, ahşap tozu, tütün dumanı kanser oluşumuyla ilişkilendirilmiş belli başlı maddelerden bazılarıdır.

Obezite: Obezite insanlarda diğer pek çok hastalığa (kalp damar rahatsızlıkları, tip II diyabet, yüksek tansiyon…) sebep olabildiği gibi kolon, rektum, yemek borusu, böbrek, pankreas ve safra kesesi gibi çeşitli kanser türlerine ve bunların yanında kadınlarda meme kanseri ve endometrium (rahmin iç duvarını kaplayan doku) kanseri gibi çeşitli kanser formlarına da sebep olabilmektedir. Sağlıklı bir beslenme düzenine sahip olmak ve fiziksel açıdan aktif bir yaşam sürmek obezite ihtimalini azaltacağı gibi bu yolla tetiklenebilecek kanser oluşumu ihtimalini de azaltacaktır.

Radyasyon: İyonlaştırıcı radyasyon da denilen belli dalga boylarındaki radyasyonun hücrenin genetik materyalini taşıyan kromozomlara zarar verip kansere sebep olabilecek yoğunlukta enerjiye sahip olduğu bilinmektedir. Bunlara örnek olarak iyonize radyasyon, radon, X ışınları, gama ışınları ve diğer yüksek enerjili radyasyon formları verilebilir. Radyasyon dendiği zaman herkesin aklına gelen ilk radyasyon kaynaklarından biri olan cep telefonlarının (Bunlar düşük enerjili ve iyonlaştırıcı olmayan bir radyasyon yayar.) ise kansere neden olduğuna dair herhangi bir bulguya rastlanmamıştır.

Tütün Ürünleri Kullanımı: Tütün ürünleri kullanımı kanserin en bilinen ve (iyi haber) önlenebilir sebeplerinden biridir. Tütün ürünleri kullanımı ve pasif içicilik yoluyla vücuda alınan bazı maddelerin DNA hasarına sebep olduğu bilinmektedir. Özellikle ülkemizde ve dünyada en sık görülen kanserlerin arasında olan akciğer kanserinin en ciddi nedenlerinden biri tütün ve tütün ürünleri kullanımıdır. Gerek bu ürünleri kullanmayarak gerek de pasif içici olmaktan kaçınarak, bu risk faktörü de azaltılabilir.

Bu yazımızda kanserin genel tanımını görüp belli başlı sebeplerine değinmiş olduk. Bir sonraki yazımızda ise kansere yakalanma ihtimalimizi azaltmanın yollarını konuşacağız.

Esen kalın, bilimle kalın.

Bilimsel gelişmelerden anlık haberdar olmak için Telegram kanalımıza abone olabilirsiniz.

Kaynaklar

  • National Cancer Institute, [https://www.cancer.gov/]
  • T.C. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, Kanser Dairesi Başkanlığı, [https://hsgm.saglik.gov.tr/tr/kanser-anasayfa]
  • Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Türkiye Kanser İstatistikleri, 2017
  • Fatma
    4 ay önce

    Muhteşem bir yazı olmuş.herkesin anlayabileceği dille açıklanmış .elinize emeğinize sağlık.

    7
    yorum beğen