arama

Kişilik Bozukluklarının Gelişimi: Normallik ve Anormalliğin Sınırlarında Olmak

Kendinizi ne kadar iyi tanıyorsunuz? Çalışkan kaçıngan mı, yanlış anlaşılan narsisist mi, yoksa evini özleyen bağımlılardan mısınız? Gelin, kişilik bozukluklarının gelişim öyküsünün izini birlikte sürelim.
Kişilik Bozukluklarının Gelişimi: Normallik ve Anormalliğin Sınırlarında Olmak - Tek Yol Bilim
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Mehmet Poyrazoğlu

⌛ Reading time: 13 minutes

Yayınlanma Tarihi: 27 Mayıs 2020 12:13

📝 Yazar: Mehmet Poyrazoğlu ✅ Editör: Aysuda Ceylan

Nasıl bir insansınız? Kişiliğinizin ayırt edici özelliği sizce nedir? Kendinizi ne kadar iyi tanıyorsunuz? Kişiliğinizin farkında olmadığı yanları var mı? Bu tür soruları sormak kolay, yanıtlamaksa çoğu zaman zordur. Oysa her biri doğrudan, insanlar olarak özümüzde ne olduğumuzla ilgilidir. Kişilik bizi biz yapan, başkalarından farklı kılan şeydir. Hatta başkalarının özellikle farklı kişiler için ”kişilik sahibi” veya ”değişik bir karakter” denir. Üzerimizdeki etkilerine göre insanların ”iyi” veya ”kötü” bir kişiliği olduğunu düşünürüz.

Kişiliğin ve kişilik bozukluklarının gelişim öyküsünün izini sürmek, tıbbi ve psikolojik bilimlerin en zor olan aşamalarından birisidir. Kişilik bozukluklarına dair araştırmalar, geçtiğimiz onlarca yıllık süreçte anormal psikoloji çalışmalarının merkezine yerleşti. Klinik çalışmalarda hayli farklı patolojileri olan insanlarla karşılaşırız. Kimisi bir depresif dönemin ortasındadır, kimisi ise normal insan deneyiminin çok ötesindeki travmaların kalıcı etkileriyle baş etmek zorundadır. Bazılarının gerçeklikle ilişkisi büyük oranda kesilmiştir, bazılarıysa klinik hastalıklardan ziyade ufak tefek gündelik sorunlardan şikayetçidir. Hastaların sorunları değişse de, herkesin bir kişiliği vardır. Kişilik bozuklukları bugün tanı bakımından önem teşkil etmektedir ve bilimsel çalışmalarda da özel bir konuma sahiptir. Bu konuyla ilgili meselelerse karmaşıktır; en azından az önceki sorularda değindiğimiz gündelik kişilik anlayışından çok daha karmaşık olduğu kesindir.

Anormal Davranış ve Kişilik

Bir terimin tanımını araştırmanın en iyi yolu, o terimin anlamlarının ve kullanış biçiminin zaman içinde nasıl geliştiğine bakmaktır. Kişilik sözcüğü, ilk olarak eski çağlarda tiyatro oyuncularının taktığı maskelere karşılık olarak kullanılan Latince persona teriminden gelir. Tıpkı aktörün taktığı maske gibi persona da görüntüde bir yapmacıklığa işaret eder (1*).

Günümüzde kişilik psikolojik işlevselliğin hemen her alanında kendiliğinden ifade bulan, kökleri derinlere uzanan psikolojik niteliklerin karmaşık bir örüntüsü olarak görülmektedir.

Kişilik genellikle kendisiyle ilişkili iki farklı terimle karşılaştırılır: karakter ve mizaç. Her ne kadar gündelik kullanımdan bu üç kelime yakın anlamlara gelse de, karakter yetişme çağında edindiğimiz özelliklere işaret eder ve erdemli sosyal normlara bir derece uyum gösterildiği anlamını taşır. Öte yandan mizaç, sosyalleşmeye bağlı unsurlarla değil bazı davranışlara biyolojik yatkınlık taşımakla alakalıdır. Bir insan için ”Karakteri iyi” yorumunda bulunurken, başka bir insan için ”Aksi bir mizacı var” diyebiliriz (1*).

DSM (Tanı Ölçütleri El Kitabı)

Kişilik bozuklukları kavramını anlamak için, bunların anormal davranış çalışmalarındaki rolünün anlaşılmasını gerekir. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders [Tanı Ölçütleri El Kitabı] (DSM) psikologların ve psikiyatristlerin kutsal kitabı olarak görülür.İlk olarak 1952’de II. Dünya Savaş’ında görev alanların ruh sağlığı sorunlarının anlaşılmasına yardımcı olması amacıyla basılmıştır. Zamanla DSM baştaki askeri amacından çıkıp tüm anormal davranışlar için bir standart niteliği kazanmıştır.

Tanı Kriterleri

Anormal psikolojinin kendine özgü sözcükleri veya jargonu vardır. Bunlardan birisi tanı kriterleridir. Tanı kriterleri, klinisyenlerin bireyleri belli bir klinik kategoriye yerleştirmek için kullandığı belirleyici özelliklerdir. Her hastalığın kendine özgü bir listesi vardır (8*).

Örneğin antisosyal kişiliğin tanısı için kullanılan kriterlerden birisi ”sürekli yalan söyleme, takma isimler kullanma ya da kişisel çıkarı, zevki için başkalarını kullanma”dır. Histrionik kişilik bozukluğu içinse kullanılan kriterlerden epeyce ilginç olanı şudur: ”Başkalarıyla etkileşimi çoğu zaman uygunsuz biçimde cinsel yönden ayartıcı ya da kışkırtıcı davranışlarla belirlidir.” Tüm kişilik bozukluklarında diğer özelliklerinin de hepsi bir araya gelince, doğada hayli nadiren görülen bir psikolojik ideal olan kişilik prototipini oluştururlar. Bozukluk, bu prototipin ifade bulduğu en saf haliyle ortaya konmuş biçimidir (8*).

Oysa gerçek insanlar nadiren ”saf halde” bulunurlar. DSM’ye göre kişinin tanı alması, bir kişilik bozukluğunun tüm özelliklerini taşımasını gerektirmez. Genellikle kriterlerin çoğunluğunu karşılamak yeterlidir.

Kişilik Bozukluklarına Dair İlk Yaklaşımlar

  • Biyolojik Yaklaşım: Hepimiz biyolojik varlıklarız, Dünya’daki beş milyar yıllık kimyasal evrimin sonuçlarıyız. Gündelik yaşamımızda zihinle beden arasındaki bağlantıyı genelde pek düşünmeyiz. Öznel açıdan bakıldığında varlığımızı bedenimizin içine hapsolmuş bir ruh olarak deneyimleriz; nöronların oluşturduğu karmaşık bir fiziksel ve kimyasal yapı olarak değil. Bu yanılsama öyle güçlüdür ki filozoflar evrenin özünü oluşturanın zihin mi, madde mi yoksa her ikisi de mi olduğunu yüzyıllar boyunca tartışmıştır. Kişilik üzerinde rol oynayan etkenlerin çoğu sosyobiyolojiktir. Cinsellik olmadan genlerin farklı kombinasyonları ortaya çıkamayacağından onlara ihtiyaç vardır. Bizler, evrimin bir ön koşulu olarak gen havuzundaki katkısını en üst düzeye çıkartmaya çalışan varlıklarız. Bunun etkisi olarak erkekler daha saldırgan, daha baskın ve bölgesini korumaya meyilliyken, kadınlar daha şefkatli, anaç ve sosyaldir. Bu tür eğilimler normal insanlarda az ya da çok miktarda fark edilebilir. Oysa bazı kişilik bozuklukları, özellikle de antisosyal ve narsisist erkekler ile bağımlı ve histrionik kadınlar, cinsiyet rollerine dair klişelerin adeta karikatürleşmiş halidir (1*).
  • Psikodinamik Yaklaşım: Çok sayıdaki klasik kişilik yaklaşımı arasında kavramsal açıdan en zengini olmasına rağmen en yanlış anlaşılanı herhalde psikanalizdir. Psikanalizin babası Sigmund Freud 1890’ların başında, saygıdeğer bir hekim ve bilim insanı olan arkadaşı Joseph Breuer’le birlikte hipnozun kullanımını araştırıyordu. Histerik semptomları olan hastalar hipnoz altındayken sorunlarını anlattığında katharsis, yani duygusal boşalma yaşıyorlardı. İkili, histerik semptomların erken dönemde yaşanan cinsel tacizden kaynaklandığı, geride kalan anıların kişi için epey zorlu olması nedeniyle kasten unutulduğu, yalnızca hipnoz altında tam olarak hatırlanabildiği yönünde bir kuram geliştirdi. Her nevrotik çatışmanın unutulmuş bir çocukluk travmasının yattığı düşüncesi Freud’un ilk nevroz kuramını oluşturdu. Bu tür bastırıldığı söylenir. Hatta histerik sendromların çağımızdaki karşılığı, histrionik kişiliğin kullandığı asli baş etme yöntemlerinden biri olan büyük çaplı bastırmadır. Freud ile Breuer’in hipnoz ile çalışırken ulaşmaya çalıştığı bilinçsiz olanı bilinçli kılma hedefini, çağdaş psikoterapilerin de çoğu benimsemiştir.
  • Kişiler Arası Yaklaşım: Kişiliği kavramsallaştırmanın en iyi yolunun onu ötekilerle kurulan etkileşimlerin sosyal ürünü olarak düşünmek olduğunu savunur. Sosyal olmayan bir dünyada ihtiyaçlarımızın pek azı karşılanır; hedeflerimizin pek azına ulaşır. arzularımızı ve potansiyellerimizi gerçekleştirmekte büyük oranda başarısız oluruz. Allen Frances’a göre memeli olmanın esası, ilişkilere ihtiyaç duymak ve ilişki kurabilmektir. Kişiler arası dans doğumla birlikte hatta belki de daha erken başlar, ölene kadar da devam eder. Hayattaki en önemli gelişmelerin hemen hepsi kişiler arası niteliktedir ve kişilik dediğimiz şeyin de büyük kısmı kişiler arası biçimde ifade bulur.
  • Bilişsel Yaklaşım: Zihin süreçlerimizin bilincine nadiren varsak da bilişsel yaklaşımın temelleri derinlerdedir. İngilizcedeki cognitive (bilişsel) kelimesinin Latince kökeni ”bilmiş olmak” anlamı taşır. İnsan bilişine dair genel bilgi sahibi olmak bile davranışta etkilidir. Örneğin eşler birbirinin yanlış anlayabileceği hassas konulardan, davranışlardan kaçınırlar. İş başvurularında doğru ilk izlenimi yaratmak için çaba gösterilir. Topluluk önünde konuşma yapanlar ”Beni severlerse anlatacaklarımı da seveceklerdir.” diye düşünerek konuşmalarına başlamadan önce dinleyicileri mizahla ısındırırlar. Reklamcılar hedef kitlelerini bilinçdışı düzeyde etkilemek amacıyla reklamlara subliminal mesajlar yerleştirirler. Bu örneklerde görüldüğü üzere insan bilişiyle ilgili alelade bilgiler bile rutin, otomatik, spontan, bilinçsiz ve ilerisi öngürülebilirdir.

Kişilik Bozukluklarına Göre Vaka Örnekleri

Yanlış Anlaşılan Narsisist

Bir üniversite öğrencisi, özel ofisinde çalışan bir psikologla randevusunda hocalarının kendisini hiç anlamadığından yakınmıştı. Neden üniversitenin psikolojik danışmanlık birimine başvurmadığı sorulduğundaysa sıradan danışmanların onun sorunlarını anlayamayacağı yanıtını vermişti. İlk seansta özgüvenli ve sempatik bir izlenim yaratmıştı. Oysa ikinci seansta, kendini herkesten üstün gören küçümseyici tutumu sahneye çıktı. Üçüncü seans sırasında psikoloğu küçümser bir hali vardı. Anlattıklarını netleştirmek için kendisine bir soru yönelten psikoloğu ” İhtiyacınız olan her şey için gerekli bilgiyi çoktan edinmiş olmanızı beklerdim” diye yanıtlamıştı.

İlişkilerdeki küstah ve sömürgen davranışlar genellikle narsisistik kişilikle bağlantılıdır (1*).

Histrionik Öğrenci

Üniversite öğrencisi genç kadın ”kendisini anlamak” istediği gerekçesiyle terapiye başvurmuştu. Terapide ele almak istediği konuları daha net tarif etmesi istendiğinde dağınık, dolambaçlı cevap vermiş; arkadaşlarıyla ilgili irili ufaklı her detayı sıralamış; bir konudan diğerine atlamış, her şeyi abartmış ama hiçbir şeyin derinine inmemiştir.

Geniş bir alana saçılmasına rağmen gerçekte çok az bilgi içermesi itibariyle bunun ”dağınık” bir bilişsel tarz olduğu söylenebilir. Bu bilişsel tarz genelde; histrionik kişilik örüntüsünün ”işlevsel alanlarından” birisidir.

Kompülsif İngilizce Profesörü

Genç adam, notlar konusunda pek de cömert davranmayan ve hatta düşük not vermekten keyif alıyormuş gibi görünen İngilizce kompozisyon hocasının ”ahlak kumkuması, kuralcı biri” olduğunu söylüyordu. Yol yordama hep dikkat eden bu hoca, bir o kadar da dil bilgisi ve noktalama kuralları konusunda titiz davranıyordu. Bir nebze olsun hareket eden veya derse karşı lakayt tutum ortaya koyan olursa, bulduğu ufacık hatada onu köşeye sıkıştırıveriyordu. Söylentilere göre öğrencilerden biri gördüğü kötü muameleyi yazılı olarak şikayet edince hoca, üniversitenin kendisine dayattığı kurallar doğrultusunda bu öğrencinin verdiği kağıtları okumak zorunda olduğu için asıl kötü muameleyi kendisinin gördüğünü söylemişti (1*).

Sadistçe nitelikler taşıyan kompülsif kişiliklerde karşıt tepki oluşturmayla sık karşılaşılır (8*).

Çalışkan Kaçıngan

Büşra adında zeki, genç bir kadın arkadaşı Özlem ile ilgili danışmanlık almak için başvurmuştu. Özlem derse gitmek ve kafeteryada alelacele bir şekilde yemek haricinde yurt odasından neredeyse hiç çıkmayan, kendini dünyaya kapatmış bir kızdı. Kattaki diğer kızlar onunla samimiyet kurmayı denemiş ama Özlem yalnızca Büşra’ya bile anca iki yılın sonunda izin vermişti. Diğer kızlara ise gergin bir sesle dersler için çok okuma yapması gerektiğini ve sadece tek başına çalışabildiğini söylüyordu. Oysa Büşra’ya göre Özlem diğer kızlarla yakınlaşması halinde er ya da geç onların kendisiyle dalga geçeceğinden korkuyor, muazzam bir aşağılık duygusu taşıyordu.

Dış dünyadan soyutlanmış benlik algısıyla bağlantılı olarak utanılacak bir duruma düşmekten, rezil olmaktan duyulan bu tür korkulara kaçıngan kişilikte sıkça rastlanır.

Evini Özleyen Bağımlı

Genç adam üniversitedeki ilk döneminde, evini çok özlediği gerekçesiyle danışmanlık merkezine başvurdu. Naif ve çocuksu görüntüsü hemen göze çarpıyordu. Anne ve babasından ama özellikle de annesinden sevgiyle bahsediyor; annesini onu koruyup kollayan, ödevlerine yardım eden tatlı biri olduğunu söylüyordu. Yüz elli kilometre uzakta yaşamalarına rağmen ailesini günaşırı ziyaret ediyor, akşamları annesinin yanında geçiriyordu.

Bu tür çocuksu nesne ilişkileri, bakım verenlerle çocukluktaki gibi ilişkilenmeye devam etmek bağımlı kişilerin tipik özelliğidir (1*).

Tedavi ve Terapi

Kişilik bozukluğu vakalarının tedavisi için fazla başvuru yapılmaz. Antisosyal kişilik bozukluğu gibi vakalarda bireyler genellikle suç işlediklerinde zorunlu biçimde tedaviye katılmak zorunda kalırlar. Borderline ve kaçıngan kişilik bozukluğu gibi vakalarsa daha çok tedaviye gereksinim duymaktadırlar (4*).

Tedavide uzun süreli bireysel
terapi, grup ve aile terapileri kullanılmaktadır. Bu süreç 5-6 yıl kadar sürebilmekte ve olumlu sonuç alma oranı eskiye göre oldukça yüksektir.

Terapilerle birlikte hastalarda ortaya çıkabilen, duygusal dalgalanmalar, depresif zamanlar, anksiyete krizlerine karşı ilaç kullanılmaktadır (4*).

Kaynaklar

  1. Millon, T., Grossman, S., Millon C., Meager, S. ve Ramnath, R. (2019), Modern Yaşamda Kişilik Bozuklukları, John Willey&Sons, Inc., İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  2. Türkçapar, M. ve Taymur, İ. (20102), Kişilik: Tanımı, Sınıflaması ve Değerlendirmesi, Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 4(2):154-177
  3. https://www.tavsiyeediyorum.com/makale_14823.htm
  4. http://www.klinikgelisim.org.tr/eskisayi/kg_22_4/8.pdf
  5. Ozan,E. Kırkpınar, İ. Aydın, N. Fidan, T. Oral, M. (2008), Narsisistik Kişilik Bozukluğu:Gelişim Süreçleri ve Yaşamı, Reviews, Cases and Hypothesis in Psychiatry, Sayı:1, 25-39
  6. http://rchpjournal.com/rchpdergi/RCHP_NO_4_sayi_1_2_tr_2008.pdf#page=7
  7. https://www.jcbpr.org/fulltext/77-1334216734.pdf
  8. Nussbaum, A. (2017), DSM-V Yönelimli Tanısal Görüşme, American Pscyhiatric Publishing, Ankara, Hekimler Yayın Birliği
  9. Görsel kaynak: MetroCoUk