arama

Lobotominin Bir Garip Hikayesi

Frontal lobotomilerin akıl sağlığı tedavisinde dramatik ve etkili bir geçmişi vardır. Peki bu yöntem neden bu kadar eleştirilmiştir?
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Zeynep Nur Öztürk

⌛ Reading time: 9 minutes

Yayınlanma Tarihi: 24 Eylül 2019 11:42

📝 Yazar: Zeynep Nur Öztürk ✅ Editör: Aysuda Ceylan

Tıbbi olarak ruhsal hastalıkları iyileştirmek için kullanılan ilk tedavi yöntemi EKT (Elektrokonvülsif Tedavi) idi. Beyne elektrik akımı verilerek uygulanan bu yol oldukça etkili olmuş ve çıktığı 1938 yılından sonra başlangıçta oluşturduğu güçlü etki nedeniyle sıklıkla kullanılır olmuştu. Ancak verilen elektrik akımının vücuda verebileceği zarar ilk başlarda hesaba katılmadığı için beklenmeyen durumlar ortaya çıkmaya başladı. Verilere göre EKT uygulanan hastaların %40’ında kemik kırılmalarına yol açan şiddetli kas kasılmaları yaşanmış, %1’inde ise hastalar kalp krizi veya diğer beklenmeyen etkiler dolayısıyla ölmüştür.

EKT (Elektrokonvülsif Tedavi) Uygulaması

Diğer önemli sonucu ise kapsamlı hafıza kayıplarıydı. Kimi hastanın yakın dönem hafızası EKT sonrasında silinmişken, kimisi son 20 yılını hatta ailesini bile hatırlayamadığını belirtmiştir. Bu gibi olumsuz sonuçlar EKT yönteminin ne kadar vahim durumlar doğurabileceğini tüm dünyaya göstermiş oldu. 1940’lı yıllarda yaşanan bu üzücü olaylar nedeniyle yöntem üzerinde önemli değişiklikler yapıldı. Hastaya EKT öncesinde, genel anestezi ve kasılmaları engellemek amacıyla kas gevşeticiler verilmeye başlandı. Bu değişikliklerin uygulanmaya başlanmasıyla beraber günümüzde kayıt altındaki ölüm oranı 4:100000 olarak ifade edilmiştir. Ölüm oranının bu kadar düşük olmasında alınan önlemler kadar, EKT yönteminin zorunlu olmadıkça kullanılmamasının da etkisi büyüktür. Vücuda verilen düşük dozlu akımın kalp ve beyin üzerinde krizler oluşturduğu ve şizofreni ile majör depresyon hastalıklarında pozitif etki yarattığı bilinmektedir. Günümüzde ise teknoloji sayesinde geliştirilen daha etkin tedaviler nedeniyle bu yöntemin “son çare” uygulaması olarak kullanılmaktadır.

Elektriksel Tedaviden Beyne Direkt Müdahaleye Geçiş

Dışarıdan uygulanan elektriksel müdahalenin yetersiz olduğunu düşünen bazı uzmanlar psikocerrahi adında bir yöntem geliştirdiler. Bu yöntem ciddi psikolojik hastalıkları tedavi etmek için beyinde yapılan herhangi bir operasyonu içerir. Başka bir şekilde ifade edersek zihinsel bozukluğun, beynin normal işlemeyen kısımlarını alarak ya da o bölgeleri etkisiz hale getirerek uygulanan nörocerrahi tedavisidir. En bilindik örneği ise lökotomi olarak da bilinen lobotomidir. Beyin lob veya loblarındaki sinir yollarının diğer bölgelerdeki sinir yollarından ayrıldığı cerrahi bir işlemdir. Şizofreni, epilepsi, bipolar, depresyon gibi çeşitli ruhsal hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır. İlk olarak yaklaşık 75 yıl önce Amerika Birleşik Devletleri’nde uygulanmıştır ve psikiyatristler tarafından “bir beyin iğnesi yerleştirmek ve işleri karıştırmak” şeklinde tanımlanmıştır. Peki lökotominin mucizevi bir tedavi olarak kabul edilmesi nasıl gerçekleşmiştir?

Lobotomiyle Gelen Nobel Ödülü

Çok uzun yıllar boyunca insanlar tarafından -kötü ruhları serbest bırakmak için- kafatasına delik açıp boşaltma işlemi uygulanmıştır. Fakat lobotomiyi ortaya çıkaran fikir bundan biraz farklıydı. Portekizli nörolog Egas Moniz, hastalarının takıntılı davranışlarının beyindeki hareketsiz devrelerden kaynaklandığını düşünmüştür. 1935’te bu soruna bir çözüm buldu ve bulduğu çözümü “Aktif nöronların bağlantı liflerini ayırmaya karar verdim.” ifadesiyle belirtti. Bu özgün teknik sonraki yıllarda başka fikirlere de öncü olmuştur ama temel fikir aynı kalmıştır. Uygulamanın yapıldığı bazı hastalarda o kadar olumlu sonuçlar elde edildi ki medyada yapılan sansasyonel haberlerle lobotomi oldukça yayıldı ve popülerleşti. Tedavi için kullanımı da bir hayli arttı. Hatta 1930’ların ortalarında psikocerrahiyi dünyaya tanıtan ve lobotomiye öncü olan Portekizli nörolog Egas Moniz, 1949 yılında Nobel ödülü bile aldı.

Lobotomi Nasıl Uygulanıyordu?

Tedavi sırasında cerrahlar, kafatasının yanlarına veya üst kısmına bir çift delik açarak lökotomi adı verilen keskin bir nesneyi kafatasına yerleştiriyorlardı ve frontal lobla diğer loblar arasındaki bağlantıyı kesmek için yerleştirdiği cismi kafatası boyunca hareket ettiriyorlardı. Böylece sinir ağları arasındaki bağlantılar koparılıyordu. İçerdiği zor işlemlere rağmen 1940’tan itibaren İngiltere’de mucizevi bir tedavi olarak görüldü. Elde edilen iyi sonuçların yanında popüler olmasının diğer nedeni ise o yıllarda uygulanan diğer tedavi yollarının daha tehlikeli ve kötü olmasıydı. O yıllarda tedavi yöntemi olarak hastalara fiziksel şiddeti destekleyen ses geçirmez hücreler kullanılıyordu.

Lobotomi İşlem Şeması

Eva Perón’un Ölümünde Lobotominin Etkisi Var mıydı?

Eva Perón (1919-1952)

Evita olarak bilinen Arjantin’in First Lady’si Eva Perón’un, lobotomiyle birlikte ağrıların engellenmesine öncü olan bu hüzünlü hikâye, bilim açısından son derece ilginç. Doktorları ona Ağustos 1951’de ileri derece rahim ağzı kanseri teşhisi koydu ancak o zamanlar yaygın olduğu üzere, hastaya idrar yollarında bir sorun olduğu söylendi. Biyografi yazarları Nicholas Fraser ve Marysa Navarro’ya göre, kanseri o kadar büyük bir ciddiyetle gizleniyordu ki, doktor George Pack’ın gerçekleştirdiği kanser ameliyatından kimsenin haberi olmamıştı. Ameliyat, radyasyon tedavisi ve kemoterapiye rağmen durumu git gide kötüye giden Perón, Temmuz 1952’de hayata veda etti. Rahim ağzı kanserinden öldüğü o zaman açıklandı ancak uygulanan tedaviyle ilgili detaylar açıklanmadı. Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden beyin cerrahı Daniel Nijensohn, Neurosurgical Focus adlı dergiye yazdığı makalede Eva’nın sağlığının kötüleşmesinden, onu lobotomi yaptırmaya zorlayan eşinin sorumlu olduğunu belirtti. 2011’e kadar sır gibi saklanan bu bilgi, Nijensohn’un Eva Perón’un ölümünün ardından yapılan kafatası röntgenlerini ele geçirmesiyle ortaya çıkmıştı. Nijensohn, Peron’un kafatasında delik açılmış olduğuna dair veriler olduğunu söylüyordu. İhtimallere göre lobotomi kanserin yol açtığı acı hissini azaltmak amacıyla yapılmıştı. Bu yolla acıya yönelik duygusal tepki azaltılarak daha kolay dayanılması sağlanıyor. Fakat Nijensohn bu işlemin Eva Perón’un tehlikeli olarak görülen davranışlarını önlemek amacıyla eşinin başvurduğu son yöntem olarak görülebileceğine inanıyordu ki bu ameliyat gerçekten de Eva’nın sağlığının hızla bozulmasına yol açarak yemeden içmeden kesilmesine neden olmuştu. Bu nedenle 26 Temmuz 1952’de de ölmüştü.

Radyolojik görüntüdeki siyah kısımlar lobotominin uygulandığı bölgeleri gösteriyor.

Lobotomi Neden Zararlı Göründü?

Lobotomi (lökotomi) birçok insan tarafından etkileyici bir tedavi olarak görülmesine rağmen çoğu nörolog tarafından ağır bir şekilde eleştiriliyordu. Tedaviyi gören insanların sadece küçük bir bölümünün durumu iyiye gidiyor veya sabit kalıyordu. Büyük bir bölümünün kişiliğinde, duygularını kontrol etmede ve kendi işlevlerini yerine getirmekte negatif bir etkiye sahipti. İnsanlar tek başına hayatını sürdürmekte zorlanıyor ve kişiliklerini kaybediyorlardı. Hareket etmekte güçlük yaşıyor ve hiçbir olaya veya kimseye tepki veremiyorlardı. Bu yöntemin insan vücudunda oluşturduğu tahribatın açığa çıkmasıyla psikocerrahi uygulamaları 1950’li yıllarda yasaklandı.

Günümüzde dahi beyin içi etkileşimin tam olarak çözülememiş olması o yıllardaki uygulamanın olumsuz sonuçlar doğurabileceğini açıkça göstermektedir. Yine de psikocerrahi üzerine oldukça tartışılmasına rağmen bazı ülkelerde daha basit hali kullanılmaya devam edilmiştir. Örneğin beynin limbik sisteminde çok küçük parçaların alınmasını içeren bir yöntemle ağır depresyon, manik depresif bozukluk ya da kronik kaygıda olumlu sonuçlar gözlenebilmektedir. Elbette geçmişte oldukça yaygın bir tedavi yöntemi olsa da günümüzde bu tedavi şekline kaygıyla ve daha çok “son çare” olarak bakılmaktadır.

Lobotomi Filmlere Konu Oldu

Lobotomi; Randall Patrick McMurphy isimli delidolu ama aklı başında bir hastanın akıl hastanesinde geçirdiği lobotomi sonrası dilsiz ve aklını yitirmiş bir hale gelmesi olan 1975 yapımı One Flew Over The Cuckoo’s Nest adlı filmde oldukça çarpıcı bir şekilde işlenmiştir.

One Flew Over The Cuckoo’s Nest (Guguk Kuşu) – 1975

Bilimle kalın!

KAYNAKÇA
Bilimsel gelişmelerden anlık haberdar olmak için Telegram kanalımıza abone olabilirsiniz.